Ve ilk haftalarda, aşklarıyla ilgili ellerinde gölgelerden başka bir şey kalmamasından yakınmaya eğilimliyken, sonradan, anılarda kalmış en ince renkleri bile kaybolunca bu gölgelerin daha da uçucu olabileceğini fark ettiler. Tüm bu ayrılık döneminde bir zamanlar kendilerine ait olan bu yakınlığı artık hayal edemiyorlar, her an elinin altında olabilen bir varlığın hemen yanı başlarında bir zamanlar nasıl yaşayabildiğini de düşünemiyorlardı artık.
Bu açıdan bakıldığında, onlar da vebanın düzenine ayak uydurmuşlardı, veba etkili olduğu oranda vasatlığı da artıyordu. Aramızdan hiç kimsenin artık öyle coşkulu duyguları yoktu. Herkes tekdüze duygular içindeydi. “Artık bunun sonu gelmeli,” diyordu yurttaşlarımız, çünkü felaket zamanında ortak acıların son bulmasını dilemek normaldir ve onlar gerçekten de bunun son bulmasını diliyorlardı. Ama tüm bunları abartısız ya da başlangıçtaki burukluk duygusuyla ve hâlâ bizim için kesinliği bulunan tek tük bazı nedenlerle söylüyorlardı. İlk haftaların deli coşkusu, yerini bir çöküntüye bırakmıştı, ama bunu boyun eğiş olarak görmek doğru olmaz, geçici bir razı olma durumundan çok başka bir şey değildi.
Şunu belirtmek gerekir, veba sevme gücünü ve hatta dostluk duygusunu herkesin elinden almıştı. Çünkü aşkın biraz olsun geleceğe gereksinimi vardır ve bizler için kısa anlardan başka bir şey yoktu artık.