ANDREY PLATONOV’UN MUTLU MOSKOVA ROMANI ÜZERİNE BİR İRDELEME
Okuduğumuz iyi romanlar, güçlerinin büyük bir bölümünü yaratılan karakterlerden ve onların ustalıkla yansıtılmasından alırlar, Platonov’un önemli eserlerinden biri olan Mutlu Moskova isimli roman bu perspektifte düşündüğümüzde oldukça başarılı bir roman olarak önümüzde belirmektedir. Romanda karakterler farklı oldukları kadar derinliklidir de. Sıradışı karakterlerin yaşama tutunuşları, vazgeçemedikleri tutkuları ve değişimleri anlatılırken gerçeklikten değil de, gerçekliğin bize dayatılan biçiminden kopmaktayız adeta. Zira bizi gerçeklikten kopartan romanlar yerine, gerçeği sorgulayan ve yıkıp yeniden yaratan kitaplarla hemhal olmak çok daha iyi bir karar olacaktır. Burada basit bir Nietzsche vurgusu sezilmesin; buradaki sesleniş kapitalizmin sanat anlayışına dair bir eleştiridir. Bizi gerçeklikten kopartmaktan o kadar çok söz ediyorlar ki, gerçekliğin sahiden ne olduğunu bilmeden onların dillerinin himayesi altına giriyoruz.
Babası tifodan ölen ve bir yetimhaneye gönderilen Moskova’nın sokaklarda gezmesi, büyümesi, havacılık okuluna girmesi, arkadaşlıkları, aşkları gibi temalar üzerinden ilerleyen bu romanı anlamlandırabilmek için karakterler özelliklerine itinayla yaklaşmalıyız. Moskova ne kadar özgürlüğüne düşkün ve duygusal özellikler ağır basan bir karakterse, tanıştığı ya da hayatına giren karakterler bir o kadar rasyonel hareket eden, hiç durmadan çalışan ve dışarıdan bakıldığında duygusallığa hayatlarında pek de yer tanımadığına kanaat getirebileceğimiz özellikteki insanlardan oluşmaktadır. Zira karakter farklılıkları, hatta daha çok karakter çatışmaları bir romanın niteliğinde önemli yer tutan ögelerdendir.
Romanın başında bir gece vakti elinde meşaleyle sokaktan koşarken Moskova’nın gözlerinden