ASLI ERDOĞAN’IN KIRMIZI PELERİNLİ KENT ROMANI ÜZERİNE BİR İRDELEME
Aslı Erdoğan’ın dünya çapında büyük etki yaratan ikinci romanı olan Kırmızı Pelerinli Kent, Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde bulunan bir Türk karakter Özgür’ün penceresinden ilerliyor. Suçun, sefaletin, şiddetin, boş vermişliğin, tükenmenin, acının, hastalığın ve yoksulluğun boy gösterdiği bir kentte, Rio’da var olmaya çalışan Özgür; bir yandan içinde bulunduğu hengâmenin de etkisiyle yazarak yaşıyor, yazarak kentin dayanılmaz karanlığı içinde kendi ışığını yaratmaya çalışıyor. Yazdığı kitap, belki de hala Rio’da bulunmasının tek nedeni!
Var olan toplumsal gerçekliğin çürümüşlüğü ile varoluşsal çıkmazların beraber gittiği Özgür’ün penceresinden dünyaya baktığımız bu roman, insan psikolojisini aktarmakta da büyük bir başarı gösteriyor. Romanda kimi zaman kendimizden parçalar buluyoruz, herkesin yaşamının bir parça da olsa aynı olduğu gerçeğini anımsayarak. Her insan kendisine yaşamında en az bir kere neden buradayım sorusunu yöneltmiştir; bu insan olmanın bir parçasıdır. İnsan aşmak ve yıkmak ister, kendi varoluşu sürekli bir sallantıdadır çünkü. İşte, Rio, belki de her şeyden çok bu bunalımın, kaygının; yine de her şeye rağmen var olmaya çalışmanın romanının geçtiği kent. İnsan bir cehennemin içinde de ayakta kalabilir mi, tutunacak bir şeyler üretebilir mi sorusuna yanıt olarak da okunabilecek pek çok pasaj bize yok oluşun eşiğinde, her şeye, tüm engellere rağmen meselenin kendi iç gerçekliğinin peşinden koşmanın bahşettiği güçlü duyguyu hissetmekten geçtiğini ustalıkla anımsatıyor. Bu basit bir azim değildir, insanın tüm saldırılara rağmen güçsüz düşmüş benliğini her an yeniden yaratma çabasıdır. Özgür, elbette Rio’da hapis değildir ancak varlığı orayı keşfettiği, kitabını yazmaya başladığı andan