Öteki ile kurduğumuz diyalogla edindiğimiz kendiliğimizi ötekini yadsıyarak sahi kılmaya çalışıyoruz. Oysa bu bir intihar biçimidir!
Tarihin kendisi de intiharlarla doludur, üstelik intihar bir yazgı olmadığı halde bu böyledir. Kaybettiğimiz belleğimizin pençesinde güç ve iktidar arzusu en büyük rolünü kendi mezarını kazarak edinir. Ancak bu iyimser bir tavır biçimi değildir çünkü mezarları başka kimlerin dolduracağı ve bunun ne kadar süreceği belirsizdir. Bireysel intihar varoluşun kendisinden kaçar, toplumsal hatta küresel intiharsa tarihi olumlar, acılarla ve yoğun kederlerle dolu tarihi.
Reçete vermek de durum tespiti tapmak yetersizdir. Mesele yıkıp yeniden yaratmaktır, kitleleri, halkları ve onların devrimci eylemleri sayesinde koskoca bir tarihi. Zira tarihi geçmişle, olup bitmiş ile sınırlayan her yorum, argüman sığdır. Geleceğe sıçramayan, her şeyi olmuş olana indirgeyen filozof filozof değildir. Filozofun işi geleceğe ışık tutmaktır, geleceğin yadsınması ise ancak bir düşüştür. Sonu gelmeyen bir geçmiş, en sıkıcı anılardan daha sıkıcı bir geçmiş, geleceğe kapı aralayamayan bir geçmiş, geçmişi tüketip bitiren bir geçmiş.
Şimdiye kadar tarihte ilerleme namına kendisini gösteren çoğu şey teolojiktir. Şimdiye kadarki tarihe kederle bakamayan zihniyet, gelecek süreçte herhangi bir ayrıcalığı sahip değildir.
Tarih bir mekanizmanın işleyişinden çok daha karmaşık bir sürece tabidir. Burada olup bitenler teolojik değildir, ama gelecek felsefi kılınabilir. Teoloji olumlar felsefeye yadsır. Tarihe hayır demeyi başaramayan bir felsefe kör ve sağırdır. Felsefe verili tarihe isyan ettiğ müddetçe felsefedir.
Barkın Can Topcu