Çocuğun biri okula geç kalmış. Öğretmeni, niye geç kaldın, diye sormuş, çocuk da, düveyi çektirmeye götürmem gerekti, demiş. Öğretmeni, baban yapamaz mıydı o işi, deyince de, elbette yapardı ama boğa kadar iyi beceremezdi, demiş
Ne sesti o! Uzaklardan hafifçe gelen müzik gibi veya daha iyisi, gümüş bir çanın mükemmel tondaki billur sesi gibi hoş ve tatlıydı. Hiçbir kadının sesi böyle olamazdı. Göksel bir tarafı vardı, sanki öte âlemlerden geliyordu.
Hiçbir kadında onunki gibi bir sese rastlamamıştı. O sesin en ufak bir çınlaması aşkını canlandırıyor, dillendirdiği her kelime Martin’i heyecanlandırıp kalbinin zonk zonk atmasına neden oluyordu. Ona bunu yapan, sesin kalitesi, sakinliği ve müzikalitesiydi; kültürün ve zarif bir ruhun yumuşak, zengin, tarif edilemez ürünüydü o ses.