Dünyada milyonlarca kitap var. Ve bu milyonlarca kitap belli bir zaman diliminde, belli bir okuyucu kitlesine ya da tüm zaman dilimlerinde milyonlarca okuyucusuna kavuşur. Değerli kitapların çok satması ya da gündem olması gerekmez. Okuyanın hayatına temas ettiği andan itibaren dönüştüren, düşündüren kitaplar vardır. Belli bir birikim de istemez, sadece insan olarak gözün o sayfalara değmesi yeterlidir, anlayabilmek için. Tüm bunların yanında ‘İnsanın Anlam Arayışı’ kitabı da , etkisiyle kendimizi bir üst versiyon halimize ulaştıran yegane kitaplardan bir tanesi. Hatta benim için tek kitap diyebilirim. Bir dinim olsa kutsal kitabım bu olurdu diyecek kadar iddialıyım.
Viktor E. Frankl’ın ‘İnsanın Anlam Arayışı’ kitabını anlatabilmek hem çok kolay hem de çok zor. En kolay anlatımı, İkinci Dünya Savaşı’nda Auschwitz'te kendisinin de içinde bulunduğu Nazi toplama kampında yaşananları bir psikoterapist olarak insanlara aktarması diyebilirim. En zoru ise okuduktan sonraki farkındalığı tarif etmek. Bir insan düşünün kız kardeşi hariç tüm ailesini toplama kamplarında kaybediyor, kendisi de o toplama kampında tarif edilmez acılara maruz kalıyor ve tüm yaşadıklarına rağmen ne kin ve nefretle ne de kendine acıyarak ömrünü geçiriyor. Ya da sözde olumlama teknikleri, pozitif bak pozitif ol diyerek hayatın acılarını ve ızdıraplarını pamuk şekeri ile bertaraf edin demiyor Frankl, acılara güzelleme de yapmıyor. “Acılar, sadece gelişiyorsan bir anlam taşır.” diyor.
Kitap iki kısımdan oluşuyor. İlk bölümde Auschwitz toplama kampında yaşadıklarını tarafsızca aktarıyor, ikinci bölümde ise nörolog ve psikiyatr olarak kendi geliştirdiği Logoterapisini anlatıyor. Sizlere şimdi ‘Logoterapi şöyle veya böyledir’ diye uzun uzun aktarmayacağım, özetin bile özetiyle, İnsanın doğuştan gelen