Anneannesinin mutfağında büyüyen çocuktum ben. Onun ocağında bir tencerenin biteviye fokurdayıp durduğu, kızdırmış tavada illa ki bir şeylerinde cızırdadığı, reçelin köpüğünün tam zamanında alındığı, kahvelerin son anda taşmaktan kurtarıldığı, ayıklamakla görevlendirildiğim mercimeğin içinde taş bulunca kahraman ilan edildiğim mutfaktı orası. Sabah çayın altının yakılmasıyla hayat başlar, akşam çayın altının söndürülmesiyle günün bittiği haber verilirdi.
Sessizliğin de türleri vardı. İnsanın kalbini yerinden oynatan güzel bir anın peşi sıra gelen, kuş tüyü gibi bir sessizlik vardı mesela. Öyle kıymetli bir şeydi ki o, tek bir kelime etsen hayat affetmezdi.