Bastet

Bastet
The soul establishes itself
Atatürk sohbetlerde, Tevfik Fikret hakkında olumsuz laf söyletmez. Çankaya’da bir gece söz, edebiyata gelince, birisi Fikret’in büyük şair olmadığını belirtir. Olayı İsmail Hik­met Ertaylan’dan dinleyelim: “Kimdi bilmiyorum, bir yüksek ruhlu (!) zat Fikret’in iyi şair olmadığını söyleyecek oldu. Atatürk, o her şeyi hakkiyle gören, her hakikatin üzerinde duran o büyük insan, büyük bir iğbirarla kaşlarını çattı: — Efendim, efendim, anlamadım, ne dediniz? Fikret bü­yük şair değil miydi? dedi ve o gür, o vakur sesiyle şu beyti okudu: Milyonla barındırdığın cesetler arasından Kaç alın vardır çıkacak temiz ve parlak? Atatürk sözlerine şöyle devam etti: — O karanlıklar içinde bir nur gören ve halkı o nura doğ­ru götürmeye çalışan Fikret bu feryadı koparırken sizler ne­relerdeydiniz? Niçin içinizden kimse onun gibi feryat etme­di. Ben Fikret’e yetişemedim, onun sohbetinden istifade ede­medim. Kendimi bedbaht sayarım. Fakat onun bütün eserleri­ni okudum, birçoğu da ezberimdedir. O, hem büyük şair, hem de büyük insandır. Efendiler! Zaten parmakla gösterilecek kadar az olan bü­yük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım.”
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
TARİH-İ KADİM
İşte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu. Ve başlar bize maval okumaya. Ninniler uydurup uyutur bizi dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun, zifiri karanlık hayatından. Gösterir bize evvel zamanı, tek doğru, en güzel örnek, der. Bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden. Senin tarih dediğin işte budur, alnında altı bin yıllık buruşuklar ve bir o kadar da kuşku. Başı geçmişe bir düşe değer, sürünür ayağı bomboş bir geleceğe, bir deri bir kemik, ayakta zorla durur. Ben hiç tiksinmem ondan, karşıma alırım onu arada bir, anlat bakalım, derim, şu eskilerden. Bir parça feylesofa benzer o, bir parça sırtlana benzer, berbat suratıyla da bir hortlağa. Yoklar mezarını unutulmuş gecelerin, başlar paslı, boğuk bir sesle bir bir bana anlatmaya, sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse: Hep yıkım üstüne yıkım, acı üstüne acı! Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu, çöküverir ağır gölgesi bir bulutun, kanlar yağar dört bir yana.
Şiir
Sorsam
Elli yıl, yüz yıl sonra, bağışlansa bana bir pencereden başımı uzatma ayrıcalığı, sorsam korka korka: Bu geçen sürede, sevgim dünyaya ne sağladı? -Nikiforos Vrettakos
Şiir
Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?
 Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır Değişen bir dünyaya karşı Kerpiç duvarlar gibi katı Çakır dikenleri gibi susuz Kayıtsızca direnerek yaşarlar. Aptal, kaba ve kurnazdırlar. İnanarak ve kolayca yalan söylerler. Paraları olsa da Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır. Her şeyi hafife alır ve herkese söverler. Yağmuru, rüzgarı ve güneşi Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden Düşünemezler... Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek Topraklarını büyütmeye çalışırlar. Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Çünkü onlar karılarını döverler Seslerinin tonu yumuşak değildir Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler. Gazete okumaz ve haksızlığa Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar. Adım başı pınar olsa da köylerinde Temiz giyinmez ve her zaman Bir karış sakalla gezerler. Çocuklarını iyi yetiştiremezler Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Edebiyat