Felsefe Dersinde performans ödevi olarak verildi bu kitap bize, keşke her derste böyle şeyler verilse dedirtecek kadar güzeldi. Belki de uzun zamandır ara verdiğim kitaplara tekrar dönüşüm bu kitapla oldu, bu yüzden benim için yeri ayrı olacak sanırım. Neyse! Yeterince meşgul ettim, incelemeye geçeyim. İnceleme biraz uzun olacak, umarım okursunuz. Okurken sizi sıkarsam affola.
Kitap Platon tarafından diyaloglar halinde yazılmış, her diyaloglarda bulunan Sokrates, malumunuz kitabın da ana karakteri. Bu kitap ağır bir felsefe kitabı olarak değil, daha çok bir insanın hayata karşı durumunu anlatan bir roman olarak ele alınmalı bana kalırsa. Sokrates kendisi hiç bir yazılı eser bırakmadığı için kendisini tanımıyoruz ancak öğrencileri ve etrafında bulunmayı seven, ona saygı duyan bir çok kişi tarafından adına yazılar yazılmış. Öyledir ki, Sokrates’i savunan kitaplar o dönemlerde ayrı bir edebiyat türü oluşturacak kadar fazlaymış. Ee, kimin nesiymiş bu adam?
Efendim bu adam bir kere bir gezisi sonucunda bir kehanete rastgelmiş. Bu kehanet ona onun dünyadaki en bilge kişi olduğunu söylemiş. Ancak Sokrates şaşırmış, o hiç bilge değilmiş ki. Bunun üstünde oldukça fazla düşünen Sokrates yeterince bilgili olan tek kişinin tanrı olduğunu düşünmüş ve bilgeleri görmeye gitmiş. Kendini bilge olarak gösteren bir çok kişiyi gördükten sonra hiç birinin bilge olmadığı kanısına varmış ve kendisinin hepsinden gerçekten de daha bilge olduğunu görmüş. Çünkü o hiç bir şey bilmediğinin farkındaymış, ama kendini bilge olarak gösteren kimse bunun farkında değilmiş. Bundan böyle çoğu zamanını kendini bilge sanan kişileri test ederek, insanları düşünmeye zorlayarak geçirmiş. İnsanların bir kısmı bu hareketinden dolayı ona garez beslemiş, ancak bi kısım insanlar da ona hayran kalmış ve