Bana ne oldu bilmiyorum, başıma gelen şeyi bilmiyorum. Yoksa başıma hiç gelmeyen mi demeliyim? Bir şey olmuş olmalı diyorum, görünmez bir kasırga geldi, gelip her şeyi süpürerek geçti, beni de dünyanın dışına attı.
Çok uzun süredir uykuda gibi yaşıyordum ... üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi yaşıyordum. Kendim için bir şey yapmam gerekiyordu. Aslında bunu her zaman biliyordum. Bu kararı çok önceden verdiğimi biliyordum. Ama bunu daha yeni fark ediyorum, daha doğrusu bu kararın içimde yavaş yavaş olgunlaşmış olduğunu daha yeni anlıyorum. Her şeyin bir zamanı varmış, ortaya çıkması için gereken bir zamanı varmış. Eğer kendime ait olan, benim olan bir şeyi bulamazsam yaşayamayacağımı uzun süreden beri hissettiğimi şimdi biliyorum. Beni anlıyor musun, kendimin olan, sadece kendime ait olacak bir şeye ihtiyacım var. Bana ait olan bir hayata da ihtiyacım var.
Ne zaman konuşsan hep aynı şeyi hissediyorsun: Söylemek istediğin şeyleri söyleyemiyorsun, söylediğin şeyleri ise doğru dürüst hissetmiyorsun. Belki de, diye düşünüyorsun, bu dili hiç öğrenemedim.
Bazen geriye bakıp yaşlı ebenin elindeki bebeği hayal ediyor, onunla birlikte doğan şeyin olası bir yaşam değil, herhangi bir yaşamın olanaksızlığı olduğunu düşünmeyi tercih ediyorsun.