Öncelikle şuaradan başlayalım, kitabın anlatım tarzı biraz esprili biraz trajik.
Bence kitabın, okuyucuda bıraktığı o derin etki hikayeden çok buradan geliyor.
Espri ve trajedi, bunları harmanlayıp hikayeye çok güzel bir incelikle oturtulması muhteşem bir eseri ortaya çıkarmış.
Kitabın sayfa sayısı ilk bakışta uzun gelebilir, fakat şunu söylemeliyim ki okumaya başladığınız zaman, inanın kitabın sayfalarının artmasını ve hikayenin bitmemesini isteyeceksiniz.
Elbette, sadece her şey bu kadarı ile sınırlı değil. Hikayenin bir diğer güzel yanı ise içerisinde, kendinizden mutlaka bir şeyler bulacak olmanızdır. İç dünyanızda, belki de mukayesesini
sadece kendinizle yaptığınız birçok bakış açınızı veya kendi yaşadığınız durumları, gözlemlerinizi de göreceksiniz.
Bazı kitaplar gerçekten ayna gibidir, okudukça o aynadaki görüntü netleşir ve mutlaka kendinizden bir şeyler görürsünüz.
Biraz daha hikayenin derinine spoiler vermeden inelim.
Roman, 19 yaşında taksi şoförü olan bir gencin hikayesini anlatıyor.
Bu genç adamın adı Ed Kennedy. Ed, okulunu bitirememiş, hiçbir alanda başarılı olamamış, tek yapabildiği taksi şoförlüğü olan, herhangi bir özel yeteneğe veya beceriye
sahip olmayan, boş zamanlarını samimi arkadaşları ile iskambil kağıdı oynayarak geçiren, tabir caizse kendi yaşamının hayaleti olan bir gençtir.
Ed'in yaşamına indiğimizde ise, hayatta nihilizm olgusu ile varoluşçuluk sancısı çeken yani hayatta hiçbir isteği, hedefi, idealleri ve amacı olmayan, tamamen bir boşluk içerisinde
yaşayan ve bundan şikayetçi dahi olmayacak kadar da sıradanlığın en dip noktalarında yaşayan, bir yaşam felsefesine sahiptir. Kısacası bu adamı biraz tanıdığınızda, hiç kelimesinin bir insanda ancak bu kadar anlam bulabileceğini, ancak bu kadar yansıyabileceğini çok rahatlıkla