Hepimiz bu dünya dediğimiz sert kabuk üzerinde birer misafir değil miyiz?
Biraz yaşayacak
Çokça sevecek
Biraz da sevilecektik
Ve sonra usulca çekip gidecektik.
Hepsi buydu…
Bu bir batık sahne değil,
Sahne fikrinin çöküşü.
Ne izleyen var
Ne oynayan.
Sadece dilin
Kendi kendine yabancılaşması.
Ve şimdi soruyorsun...
Anlaşılması güç olan bir şeye şiir denir mi?
Belki de şiir
anlaşılmanın reddi için vardır.
Çünkü, bazı şeyler
Ancak bozulduğunda doğruyu söyler.
Sen beni çok sonra anlayacaksın
O zaman kalbim
Bir kış gecesi gibi soğuk ve sessiz olacak
Buz tutmuş pencereler ardında
Kırık dökük hatıralar
Birer birer havaya savrulacak.
Gerçeği gördüğümüz hâlde onu görmezden gelmek,
koca bir yalana inanmaktan başka neydi?
Belki de bu hayatın yalanlarına sessiz kalmak yerine, kendimize sormamız gereken asıl soru şu olmalıydı:
Değer miydi?
İnançlarımızı, sorgusuz kabullenişimizi buna teslim etmeye değer miydi?
Hak edene de etmeyene de durmadan iyi olmak…
gerçekten gerekli miydi?