Resul Köstekçi

Resul Köstekçi
Hepimiz bu dünya dediğimiz sert kabuk üzerinde birer misafir değil miyiz? Biraz yaşayacak Çokça sevecek Biraz da sevilecektik Ve sonra usulca çekip gidecektik. Hepsi buydu…
Kum ve Gözyaşı
Kayıplarımın keşke bir mezarı olsaydı. Uzun ve beyazlara bürünmüş bir patika yoldan ulaşabilseydim onlara. Toprağına çiçekler ekebilseydim, o çiçekleri gözyaşlarımla acılarımla sulayabilseydim. Çiçekleri güneşe baksaydı ve onların asla göremeyeceği anları, en azından toprağında yeşeren çiçekler görebilseydi. Yüreğim dağlandığında mezarlarına gidip başımı yaslayabilseydim...
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kum ve Gözyaşı
… ve kötülük sadece sahibine zarar verir. Gözlerini sonsuzluğa uğurlanan nefesiyle kapatırken, dudaklarından dökülen son cümle buydu.
Bahtsız cümleler
Karanlık bir köşede, yalnız başına duran bir vahaydım ben. Ne gören var serinliğimi, ne de inanan var yeşerdiğime. Susuz dudaklara uzanmak isterken hep beni çöl sandılar. Oysa ben, içinde bin umut büyüten, sessiz bir bahardım.
Gölgeden ışığa
…gözlerimi açtığımda yağmur dinmiş ve yerini parlak bir güneşe bırakmıştı. Güneş toplanmış en sıcak haliyle yeniden ısıtmaya çalışıyordu, telaşenin içinde kalmış bedenleri. Ne şimdisi vardı ne de sonrası, var olmakla olmamak arasında ağrılı bir tebessümle ağrılarıma teslim olmuş uzuvlarımı hayallerime karıştırıyor gibiydi geçen saniyelerim.
Kum ve Gözyaşı
… ve sıcak, keskin bir bıçak gibi tenini yakıyordu. Uzaktan sinsice yaklaşan tanklar, gökyüzünü alaca bir griye bulamıştı. Havaya kalkan toz bulutları güneşi bile gölgelemeye yetiyordu. Küçük çocuk, enkazdan arta kalan duvarın yanına sinmiş, titreyen elleriyle kulaklarını kapatmaya çalışıyordu…
Filistin