Şimdi var olmayan geleceğin, insanın üzerinde gerçek bir tasarrufu yoktur. İnsanın önünde bembeyaz bir sayfa vardır: Adı, “bugün”dür. Gelen her yeni gün, insanın misafiridir. Misafire ise daha o gelmeden önce ikramda bulunmanın bir anlamı yoktur.
Tam sıkıntıya girdiğin demlerde lütf-u ilahi ile açılan sürpriz kapıları düşün. Çıkmaza girdiğin halde işin içinden çıkarıldığın zamanları düşün. Aşamazsın dedikleri halde aşman nasip edilen eski zorlukları düşün. Zor dönemlerden birer birer nasıl feraha çıkarıldığını düşün. Şimdi, bugün yaşadıklarının da böyle olacağına kalbini alıştır.
Dünya kalıcı olsaydı üzülmekte haklı olabilirdik fakat bu dünya, akıp giden bir nehir… Hiç kimseyi tutmayan, herkesi yolcu eden bu dünyada musibetler olarak gözüken hiçbir şey fazla önemsenmeye layık değildir.
Başımıza gelen musibetler, günün birinde yokluğa karışıp gidecek. Bu beden, bu ilişkiler, bu sorunlar ve bu nimetler içinde yer tuttuğu tarih ve coğrafyayla birlikte kaybolacak.
Toplum dediği tam olarak neydi? İnsanın çoğulu mu? Toplum denen şey tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım.
Artık ne mutlu ne de mutsuzum.
Her şey geçip gidiyor.
Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde “insan” dünyasında tek gerçek şey bu.
Her şey geçip gidiyor.