“Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
''Nen var Zeze?”
”Hiç. Şarkı söylüyordum.”
”Şarkı mı söylüyordun?”
”Evet.”
”Öyleyse ben sağır olmalıyım.”
İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
Hiçbir şey yapmak istemiyor yapmak için harekete geçtiğinde sonunu getiremiyordu . Çoğunlukla yatağına uzanıp yatıyor adeta evine kök sallıyordu. Evden çıkmadıkça dışarı olan bağı dahada azalıyor, hayat onu ürkütüyordu.
Uyuşukluk değildi onunki oblomovluk' tu öyle ki bu terim.
Onun sayesinde kullanılmaya başlanmıştı.
Peki nasıl bu hâle geldi...