Bana kalırsa yalanla öykü arasındaki fark, gerçeğin tuzaklarıyla görünümünün gem söyleyenin hem dinleyenin çıkarına kullanılmasıdır. Bir öyküde kazanç ya da kayıp yoktur. Oysa yalan kazanç ya da kaçış aracıdır…
İnsanlık evinin kapısını açan ve dışarıya göz ucuyla bakan bir çocuktu. Sonsuz gece onu o kadar korkutmuştu ki geniş ve saf karanlık karşısında titremekten ve kapıyı sıkıca kapatmaktan başka bir çare görememişti.
“Hayır, bizi bırakıp gitmeyeceksin, başka birisi olmayacaksın, nasılsan öyle kalacaksın: Kuşkularınla, kendinden sonsuz hoşnutsuzluğunla, sonuçsuz kalan kendini düzeltme denemelerinle, yaşadığın düşüşlerle ve senin için olanaksız sana nasip olmayacak sonsuz bir mutluluk beklentisiyle.”
Mustafa Kemal Paşa deniz fenerlerini hatırlatıyordu. Işık saldığı zaman göz kamaştıracak kadar parlak, fakat ışık söndüğü zaman bir şey görmek elde değil…
“İngilizlerin bizi bu duruma sokmalarına şükredelim.”
“Niçin, Arslan Kaptan?”
“Çünkü, Hemşire, biz çabuk inanan, yufka yürekli insanlarız. Bize iyi muamele etselerdi, onlara inanır, belki bağımsızlığımızı da kaybederdik…”