Kaderle yoğurulmuş, acılara boğulmuş kimseler her şeyi kendi duygularına göre yorumlamak eğilimindedirler. Bu niteliklerinden dolayı kandırılmaya çok elverişlidirler.
Her yokluktan çok, ilim ve edebiyat vadisi çoraklaşan bu zavallı kavruk memlekete Tanrı'nın göklerinden mevsim mevsim, milyonlarca çekirge düşer de, zamanın gereğine değil gerçek ihtiyaçlarına hizmet eden, beyinleri dengeli ve güçlerini söylevlerinden çok, yaptığı işlerle ispat eden büyük memurlar inmez. Şüphesiz bu da kendi kusur ve günahlarımızdan.
Halka benzemeyen tuvaletinizi, kostümünüzü çalımla göstermek için değil, görmek için gezintiler yapınız. Yerli hayatın sızdığı kovuklara kadar alçakgönüllülük edip eğiliniz. Oralarda hayat yoktur mu diyeceksiniz? Oralarda hayat yoksa efendiler, tiyatronuzu, gişenizi kapayınız. Çünkü kimi kime oynayacaksınız? Çünkü artık Türk, Şişli'nin, Büyükada'nın kendine hiç benzemeyen kozmopolit ailelerini sahnede seyretmekten usandı. Bu sanat aynasında kendisini görmek istiyor...
Ninelerimiz, büyükannelerimiz hamama, şimdiki hanımların baloya gittikleri kıyafetten daha kapalı girerlerdi. Ben şimdi yarı vücuduma kadar soyunarak pudralara, lavantalara bulandıktan sonra üç dört yüz liraya çıkan püften bir elbise içinde, kocamın gözleri önünde başka bir erkeğin kolları arasına atılıp elektrik ışıklarının pırıltıları altında baygın bakışlarla fırıl fırıl dönersem, itiraz şöyle dursun, medeni ağızların takdirlerini kazanacak yüksek bir marifet göstermiş olurum.
"Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun tüm hakları kitapyurdu.com'a aittir."
Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adam adlı eseri 1979 yılında, Türkiye’de sosyal ve siyasi hayatın fazlasıyla hareketli ve gergin olduğu bir dönemde yayımlanmıştır. Bu dönemde şehirleşme ve modernleşme toplumsal hayatı hızlı ve derinden etkilemektedir. Roman, modernleşmenin toplum üzerindeki etkilerini iki farklı hikâye üzerinden aktarırken, yazarın geleneksel ve millî değerlerden yaşanan kopuş karşısında duyduğu endişe açıkça hissedilmektedir.
Bu romanda iki farklı hikâye var ancak beni asıl etkileyen ve duygulandıran kısım milli mücadele döneminde savaşan ve daha sonra yaşadığı duygusal çöküntü nedeniyle hiç dışarıya çıkmayan ve sadece evinde gül yetiştirmekle meşgul olan adamın hikâyesi oldu. Uğruna savaşılan ve binlerce vatan evladının şehit olmasıyla kazanılan milli mücadelenin sonucunda toplumdaki manevi işgali görünce, toplumu protesto eden ve bilinçli yalnızlığı tercih eden bir adamın topluma ve sosyal hayata dair eleştirisinin çok iyi aktarıldığı düşünüyorum.
Karakterin gül yetiştirmesi, dışarıya hiç çıkmaması ve yalnızlığı seçmesi içinde bulunduğu duygu durumunu bize çok iyi yansıtıyor. Maneviyata yönelen, modernleşmeye karşı bir tepki olarak yalnızlığı seçen karakterimiz gül yetiştirerek manevi ve milli değerlerimizin saflığını ve güzelliğini anlatmak istiyor. Üstelik yazar aslında modernleşmeye karşı çıkmamaktadır. Sadece bireyin ahlaki bir duruş sergilemesinin ve geleneksel değerleri muhafaza etmesinin önemini vurgulamak istemektedir.
Diğer hikâyemiz ise modernleşen bu hayat içerisinde anlatılmak istenen bu geleneksel değerlerden uzaklaşan bir arkadaş grubu arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Bu hikâye, sözde modern yaşam tarzının bireyler üzerindeki etkilerini oldukça çarpıcı bir