Bazbazok

Bazbazok
@Bazkovi
"Di lêgerîna rastîyê de xwe digerim..."
17 Mart
17 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Güneş henüz iki boy yükselmişken, Dımdım Kalesi uzaktan göründü. Öteden bakıldığında, kayalıkların üzerine yapılmış bir atmaca yuvasını andırıyor. Dört tarafı rahatça görülsün diye mi orada yapılmıştı? Kalenin bir tarafı büyük bir dağa yaslanmış. Sanki kasten böyle yapılmış. Kale ve Kale halkı saldırılardan korunabilsin diye böyle bir yer seçilmişti. "Sırtını ya gerçek bir yiğide yada geçit vermez bir dağa yasla" demişti Ataları. Kalenin etrafını çok yüksek bir surla çevrelemişlerdi ve Kaleye üç ayrı yerden yol gidiyordu.
Sayfa 103 - Dara yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
- Osmanlı Padişahı kaç kez Mîrimizin yanına haberci gönderdi. Mîrimizin ona destek olması ve Osmanlı hükümlerine boyun eğmesini istedi. Fakat Mîrimiz bunu kabul etmedi. Buna öfkelenen Padişah, birkaç kez üzerimize asker saldı.Biz de her defasında askerlerini yok ediyor, içimize girmesini önlüyorduk. Ancak bu kez çok güçlü bir orduyla geldiler. Onlarla baş edemiyoruz. Osmanlı Padişahı Sultan Selim ile İran Şahı Şah Abbas'ın antlaşma imzaladığını duymadınız mı? Kürdistan'ı kendi aralarında paylaşmışlar. Bu antlaşma ya göre Kürdistan'ın yarısı İran'a bırakılacak, diğer yarısı ise Osmanlılara. Bu yüzden her iki ülke de Kürdistan'ı zaptetmek için çok acele ediyor. Her iki taraftan da her yıl bize saldırılar düzenleniyor.
Sayfa 100 - Dara yayınları·Kitabı okudu
Tarih
-Osmanlı veziri İstanbul'dan bir temsilcisini Mîr Sadık'ın yanına göndermişti. Ondan şartlarını kabul etmesini ve Osmanlı egemenliğine girmesini istermişti. Elçi onun Osmanlı padişahına boyun eğmemesi durumunda "asker göndereceklerini ve ülkelerini alt üst edeceklerini söylemişti. Ama Mîr Sadık bu elçilere şu cevabı vermişti; "Bu ülke Kürtlerindir, atalarımız ve babalarımızın topraklarıdır. Biz çok eskilerden beri buradaydık. Üstümüze hüküm edecek kimse yoktu. Gelip ülkemizi zaptetmenize izin vermeyeceğiz. Bizden bir kişi bile sağ kalıncaya kadar sizinle savaşacağız..."
Sayfa 96 - Dara yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Xano, atmaca gibi bakışlarıyla bütün gençleri süzdü, o an iki küçük oğlunu süvarilerin arasında gördü. Bunun üzerine; "Atalarımızdan bize bir öğüt var" diye söze başladı. "Vatanımızı korumalıyız demişler." Şah Abbas ve Osmanlı padişahlarının bizi ezmek isteyeceklerini hep dile getirmişler. Fakat şimdiye kadar topraklarımızı bizden almaya güçleri yetmemiş, umuyorum ki bundan sonra da güçleri yetmeyecek. Sizin de bu durumun bilinciyle davranmanız gerek."
Sayfa 45 - Dara yayınları·Kitabı okudu
Tarih
- Adım Hamza Çavuş. Ben Diyarbakır'daki Xalta aşiretindenim. Şimdiye kadar Osmanlı Padişahına kulluk ediyordum. Neredeyse on yıldır askerde çavuşum. İşim gücüm acemi askerleri yetiştirmek. Bugüne dek Osmanlı devletinin düşmanlarını dize getirecek kadar onları ustalaştırdım hep. Osmanlı padişahı daima bizi diğer ülkelerle savaşa gönderirdi. Padişah ve komutanları, bize "onlar müslüman değil, kafirdirler. İslam düşmanıdırlar. Onları kadın-erkek, çoluk çocuk, yaşlı- genç demeden öldürmeli, evlerini talan etmeliyiz. Bu günah değil, helaldir" derlerdi. Öte yandan bazı imamlar ve komutanlar ise bize "bütün müslümanlar kardeştir" diyordu Olanlara sessiz kalmak istemediğimden bir çok dirayetli askerin idam hükümlerini durdurdum. Bunun için her türlü yolu deniyordum, hatta kimilerini esir alıp getiriyordum. Ne yazık ki Osmanlı askerleri, ülkemin de üzerine yürüdükleri zaman ve çocuk, yaşlı, kadın, ihtiyar ve kızları katledip, evlerini talan etmeye başladıklarında, işte o zaman tahammülüm kalmadı. olanları kabullenemez oldum.O an büyüklerimizin geçmişte bize söylediklerini hatırladım. Çocukken dedelerimiz ve babalarımız bize "Rom Sultanları, paşaları Kürt milletinin düşmanlarıdır." diyorlardı. Tahammül gücüm kalmamışti artık, aralarında kalamazdım...
Sayfa 37 - Dara yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam