Aldıran kim? Şimdi içeri gireceğim. İçerde biri olacak. Adı yok. Artık adının olmasını istemiyorum. Adsız biri. Ama biri. Beni kendisini gördüğüm için gerçekten sevindirecek biri. Yok. Yoksa yok. Onu ben bulacağım. 
Ama art arda kopuşların hüznü değil bendeki. Art arda kopa kopa, kopacak tek şey kalmamış olduğunu algılamanın hüznü. Hüzün duyulması gereken her şeyden hiç hüzün duyamamak, altından kalkılması en ağır hüznü yığıyor üstüme. Biri olmalı. Birini aramalıyım. O birinin karşısında hiç konuşmayabilirim. Sürekli susabilirim. Yine de çok konuşmuş gibi içime durmadan yığılan ağırlığı, adına yalnızlık denen bu kötü yükü atabilirim üstümden.

Anamın ördüğü yeni kazağımı sırtıma geçirip de daha uçağa kurulur kurulmaz, nelerinden sıkılmış, nelerinden bunalmış, neleri önemsediklerine bakıp da onları için için küçümsemiş olduğumu çarçabuk unutur, neredeyse hemen, ilk anda geri dönüverme isteklerine kapılırdım.