İncelememe Petersburg ayazında içim üşüyerek ve paltomun yakalarını kaldırarak başlamak istiyorum:) Gogol kahramanımız Başmaçkin ile sosyal çevre tarafından görülmeme, fark edilmeme halini incelikle kurgulamış. Bu öyle bir anlatılmış ki insana acaba zaman zaman ben de mi böyleyim sorusunu sorduracak raddede. Hikayemizdeki önemli şahsiyet üzerinden anlatılan güya ahlak dersi vermeyen, yargılamayan ama adeta spot ışıklarla insanın gözüne sokulan mesele ise genelgeçer tutuma attığı masum bir çelmedir. Çünkü biz insanlık olarak hemen yargılamak isteriz. Yazar ise dünayada böyle çözülmeyen bulmacalar vardır diyerek, tokmağı elimizden alır. Bir ferahlık sunar, yargıç kürsüsünden bizi indirerek.
Gelinen noktaya baktığımızda Türk edebiyatını hayranlık deryasına daldıran Oğuz Atay Tutunamayanlar’da öykündüğü yazarlar ve bunların bir kitle halinde aslında Gogol’un paltosundan çıktıklarını ifade etmeleri bir nevi roman dünyasına açılan kapının anahtarının bu güzide yazarımızda olduğunu gözler önüne seriyor. Şöyle bir ifade okumuştum: Gogol, “küçük insan”ı ciddiye alarak edebiyatın rotasını değiştiriyor. Dostoyevski ise o küçük insanın içine bakıp “burada bir uçurum var” diyor.
Trajik olan ile komik olan arasında mütemadiyen gidip gelip derin ve yüzeysel düşüncelere dalıyoruz bu eserle kimi zaman üşüyerek kimi zaman gülümseyerek…