Köpek bu arkadaşlıktan çılgınca memnun, etrafında dolaşa dolaşa yürümesi yetmiyormuş gibi acayip sesler, küçük havlamalar ve hırıltılar çıkararak yürüyordu. Mümtaz, “Bu hiç olmazsa sevinmesini biliyor.” diye düşündü. Sevinmek insan için imkansızdır. Düşünce vardır, küçük hesaplar vardır ve korku vardır bilhassa korku vardır. İnsanoğlu korkan mahluktur. Hangi büyük mucize bizi bu korkudan kurtarabilir?
… bu sevgiyle beraber yürüyen itaat hissine kendini teslim etmişti. Onu sevmekle, onu dinlemekle kendisini adeta bir yığın günahtan kurtulmuş hissediyordu.
“Ettik o kadar ref‘-i taayyün ki Neşâtî
Âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihanız!”
Neşâtî
“Ey Neşâtî! Biz benliğimizi o kadar ortadan kaldırdık ki, artık cilalanmış, ışıkla dolu bir aynanın içinde bile görünmeyecek kadar gizliyiz.”
Zannetme ki sana kabuğunu kır, diye cevap vereceğim… O zaman dağılırsın! Sakın kabuğunu kırma, genişlet! Ve kendine mal et, kanına işle ve canlandır. Kabuğun kendi derin olsun…
Bazı kapıların bize kapalı görünmesi, önünde değil arkasında bulunduğumuz içindir. Büyük şeylerin hepsi böyledir. Bir formülde hapsetmek için yakalamaya çalıştın mı senden uzaklaşırlar. Küçük sefaletlere inersin! Birisinde akla, mantığa, şüpheye, inkâra; öbüründe imkansızlığa, acze, isyana gidersin… Halbuki kendinde ararsan bulursun. Bu bir disiplin hatta metot meselesidir.