İremK

Puan vermedi·84 syf.··
2026 2. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 14:32
Anlatıcıyı okurken beni en çok çeken şey empatiyi bir tercih gibi değil sanki başka şansı yokmuş gibi yaşaması oldu. Babaya dair anlatılanların netleşmesini istemiyor çünkü her netlikte insanlık payından bir şey eksilecekmiş hissi var. Suç sessizlik ve belirsizlik anlatıcının dilinde yumuşamıyor ama keskin bir yargıya da dönüşmüyor. Babayı savunmuyor aklamıyor sadece onu tek bir tanıma tek bir ihtimale hapsetmeyi reddediyor. Bu empati hali bana şunu düşündürdü anlamak bazen haklı olmaktan daha ağır bir yük. Anlatıcı bu yükü taşırken kendini de korumuyor okuru da rahatlatmıyor. Metnin beni etkileyen yanı tam olarak burasıydı empati bir erdem gibi parlatılmıyor aksine insanı içten içe yoran sessiz bir sorumluluk gibi duruyor.
1000Kitap
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim BabamJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma
Reklam
Nereye Gidiyoruz Baba?
Puan vermedi·104 syf.··
2025 15. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2025 23:13
Kitapta beni yakalayan şey, sevginin parlak bir duygu olarak değil, yorucu bir sadakat olarak gösterilmesiydi. Baba oğlunu çok seviyor, evet ama bu sevgi her zaman güzel hissettirmiyor. Bazen öfke, bazen suçluluk, bazen kaçma isteğiyle yan yana duruyor. Bir yerde “Baba olmak bazen sadece kalmaktır” der gibi duruyor metin. Kimse bunu yüksek sesle söylemez; o söylüyor “Nereye gidiyoruz?” sorusu aslında yol sormak değil. Daha çok, hayata tutulmuş bir yakarış. Baba, oğlunun dünyasına giremiyor; dünya da oğluna pek yer açmıyor. Arada sıkışmış bir adam var. “Gelecek, plan yapabildiğin bir şey değil” hissi satır aralarından sızıyor. Okurken şunu fark ettim: Bu kitap umut vermeye çalışmıyor. Ama garip bir şekilde umutlu. Çünkü dürüst. Yer yer gülümsedim, ama o gülümseme iç rahatlatan cinsten değildi. Daha çok, “Evet… hayat bazen tam olarak böyle saçma ve ağır” dedirten bir tebessüm. Mizah burada bir kaçış değil; hayatta kalma refleksi. Baba bazen oğluna, bazen kendine bakıp gülüyor. Gülmezse dağılacak çünkü. Kitabı bitirdiğimde içimde net bir cevap yoktu. Ama sanırım mesele de bu. Bazı sorular cevaplanmak için değil, birlikte taşınmak için var. Nereye Gidiyoruz Baba? bana bunu hatırlattı: Her yolun bir haritası yok. Ama yine de yürüyorsun. Yanında biri varsa, özellikle.
1000Kitap
Nereye Gidiyoruz Baba?Jean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20255,1bin okunma
4/10
·152 syf.··
2025 14. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2025 13:18
Bu kitaba başladığımda şunu hissettim: Hızlı, esprili, hafif ama asla yüzeysel değil. İlk sayfalarda Mark Twain resmen göz kırpıyor okura. Adem’in mesafeli, neredeyse huysuz gözlemleriyle Havva’nın meraklı, bağ kurmaya hevesli dili arasındaki karşıtlık çok keyifli. Başlangıçtaki mizah akıyor; düşünmeden gülümsüyorsun. Adem dünyayı anlamaya, Havva dünyayı sevmeye çalışıyor. Ve bu çatışma, kitabın en güçlü yanı. “Bu yeni yaratık her şeye bir ad vermek istiyor. Bu gereksiz.” Adem’in Güncesi İlk başlarda bu karşıtlık beni gerçekten sardı. Çünkü Twain çok net bir şey yapıyor: Kadın ve erkek klişelerini kullanıyor ama onları küçümsemek için değil, insan doğasını açmak için. Havva’nın ayrıntılara olan ilgisi, Adem’in yalnızlığa düşkünlüğü; bunlar karikatür gibi başlıyor ama zamanla ete kemiğe bürünüyor. Ama sonra… Kitap ilerledikçe tempo düşüyor. Aslında düşen tempo değil; sürpriz duygusu. Bir noktadan sonra şunu fark ettim: Ne olacağını biliyorum. Kim nasıl hissedecek, kim nasıl tepki verecek — tahmin edilebilir hale geliyor. Mizah hâlâ var ama ilk baştaki o canlılık yerini daha düz bir anlatıma bırakıyor. Okurken bırakmadım, evet; ama artık sürüklenmiyordum. Daha çok tamamlamak istiyordum. Bu sıkılma bence kitabın kusuru değil, yapısının sonucu. Çünkü Twain burada bir olay örgüsü değil, bir fikir anlatıyor. Ve fikirler, bir noktadan sonra tekrar eder. Yine de kitap kendini sonlarda toparlıyor. Hatta sessizce yaklaşıp sert vuruyor. Havva’nın ölümü ve Adem’in mezar başındaki sözleri… Orada mizah tamamen çekiliyor. Twain gülmeyi bırakıyor ve şunu söylüyor: “Neredeyse yüz yıl boyunca onunla yaşadım; şimdi onsuzluk dayanılmaz.” Bu cümleyle kitap şuna dönüşüyor: Birlikte yaşamanın değil, birlikte alışmanın hikâyesi. Başta Adem için Havva bir “gürültü”, bir "rahatsızlık" Ama
Öykü
Adem'le Havva'nın Güncesi ve Seçme ÖykülerMark Twain · Yapı Kredi Yayınları · 20227bin okunma
8/10
·72 syf.··
2025 13. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 11 Kasım 2025 02:08
Bu kitap, bir kızın babasına bakarken aslında kendi köklerine, kendi sessiz acısına baktığı bir ayna gibi. Annie Ernaux’nun satırları boyunca babasıyla arasındaki o görünmez uçurumu hissediyorsun..aynı kan, ama farklı dünyalar. Bu, yalnızca yoksulluktan ya da sınıf farkından doğan bir uzaklık değil söylenmemiş cümlelerin, yutulmuş gururların, bir türlü sarılamamış ellerin yarattığı bir sessizlik. Benim için Babamın Yeri, bir kızın babasını anlamaya çalıştıkça aslında kendi içindeki eksilmeyi fark ettiği bir anlatı. Annie’nin kelimelerinde, bir çocuğun “ben seni hep sevdim ama sen hiç duymadın” diye içinden fısıldadığı bir sızı var. O sızı tanıdık. Bazen kendi babamı düşünürken, onun arkasında bıraktığı sessizliğin içine düşüyorum. Kitaptaki baba da öyle: varlığıyla güçlü, yokluğuyla devleşen biri. Ernaux’nun dili sade ama delici. Her kelime bir hatıra gibi yakıyor. Babasını anlatırken aslında kendi suçluluk duygusunu da açığa çıkarıyor sanki her başarısında babasından biraz daha uzaklaştığı için özür diliyor gibi. Ben de okurken içimden “keşke bazı kelimeler söylenebilseydi” dedim. Ama bazen babalarla kızlar arasında sözcüklerin bile cesaret edemediği bir duvar olur. Kitap kısa ama ağırlığı büyük. Bir cenaze sessizliği gibi..
Roman
Babamın YeriAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20223,890 okunma
Halil Cibran
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2025 17:17
Halil Cibran’ı okumak, çoğu zaman bir romanın sayfalarını çevirmekten çok, insanın kendi içini okumaya benziyor. “En Kutsal Gözyaşlarımızın Gözlerimize İhtiyacı Yoktur” da tam olarak bunu yapıyor: okuyucuyu duygusal bir yüzleşmeye, sessiz bir sorgulamaya çağırıyor. Kitap, Cibran’ın farklı dönemlerinden seçilmiş kısa denemeler, düşünceler ve aforizmalardan oluşuyor. Temaları; yalnızlık, sevgi, insanın özü, kaybolmuşluk ve Tanrı ile kurulan kişisel ilişki üzerine yoğunlaşıyor. Her bölümde insanın içsel bir yolculuğa çıktığını hissediyorsun ama bu yolculuk dış dünyadan kopuk değil, aksine hayatın en sade anlarına dokunuyor. Cibran’ın dili genellikle sade ama taşıdığı anlam katmanlı. Mesela sevgiye dair sözleri, yüzeyde romantik gibi görünse de, derinlerde insanın varoluşuna dair bir sorgulamayı barındırıyor. “Gözyaşları” ise burada bir sembol. Cibran, duyguların dışa vurulmasından çok, onların anlamını sorguluyor. Bence bu, kitabın en güçlü tarafı. Gözyaşı bir “boşalma” değil, bir farkındalık haline dönüşüyor. Selda Terek’in çevirisi de oldukça akıcı. Cibran’ın felsefi üslubunu boğmadan Türkçeye taşımış. Bazı yerlerde çeviri hafif şiirselliğini yitirse de, bu sadelik kitabın mesajını daha doğrudan kılıyor. Yani “edebiyat yapmak” yerine “anlatmak” tercih edilmiş, ki bu Cibran için doğru bir seçim bence. Kişisel olarak, bu kitabı okurken kendimle ilgili bazı şeyleri fark ettim. Özellikle “insan bazen anlamak için susar” teması bana çok dokundu. Çünkü Cibran, duyguların gürültüsünü değil, sessizliğini önemsiyor. Bu yüzden okurken bir tür iç denge arayışı yaşıyorsun. Kısacası, “En Kutsal Gözyaşlarımızın Gözlerimize İhtiyacı Yoktur”, kısa bir kitap olmasına rağmen ağır bir içeriğe sahip. Dikkatli okunduğunda her sayfası bir düşünceyi, bir yarayı ya da bir gerçeği açığa
1000Kitap
Halil Cibran - En Kutsal Gözyaşlarımızın Gözlerimize İhtiyacı YokturSelda Terek · Destek Yayınları · 2020961 okunma
Reklam