Anlatıcıyı okurken beni en çok çeken şey empatiyi bir tercih gibi değil sanki başka şansı yokmuş gibi yaşaması oldu. Babaya dair anlatılanların netleşmesini istemiyor çünkü her netlikte insanlık payından bir şey eksilecekmiş hissi var. Suç sessizlik ve belirsizlik anlatıcının dilinde yumuşamıyor ama keskin bir yargıya da dönüşmüyor. Babayı savunmuyor aklamıyor sadece onu tek bir tanıma tek bir ihtimale hapsetmeyi reddediyor. Bu empati hali bana şunu düşündürdü anlamak bazen haklı olmaktan daha ağır bir yük. Anlatıcı bu yükü taşırken kendini de korumuyor okuru da rahatlatmıyor. Metnin beni etkileyen yanı tam olarak burasıydı empati bir erdem gibi parlatılmıyor aksine insanı içten içe yoran sessiz bir sorumluluk gibi duruyor.
Babam 43 yaşında öldü, Ben 15 yaşındaydım. Bugün ondan daha yaşlıyım. Onu daha iyi tanımamış olmaktan dolayı üzgünüm Bundan dolayı bana kızgın değilim. Şimdi büyüdüm, yaşamın zor olduğunu biliyorum ve hayatı daha dayanılır kılmak için kötü yollara başvuran kimi daha hassas insanlara kızmamak gerektiğinde.