Salıncağın vazgeçilmez bir unsur olduğuna inanıyordu. Bunu bir sembol olarak görüyordu: Umudun ve özgürleşmenin sembolü. Salıncak da uçurtma gibi, diye geçirdi içinden. O da yerçekimine karşı koyarak yerden gökyüzüne doğru yükseliyordu. Yoksulluğun içine doğan bu çocuklar için de aynı şey olacaktı, eğitim sayesinde yükseklere çıkacaklardı.
Kızların kaderini kimse umursamıyordu. Onları sevmeyen bu ülkede herkes tarafından terk edilmişler, cehalete ve boyunduruk altında yaşamaya mahkum edilmişlerdi. Gerçek buydu. Sözlerini, “İşte gerçek Hindistan bu” diye bitirdi. Hiçbir turistik gezi rehberinin ona anlatmaya cesaret edemeyeceği Hindistan’dı bu.