Ah Maria Puder! Ah Raif'in Kürk Mantolu Madonna'sı! Ah inancını yitirip de duygularını tüm benliğiyle çocuk gibisin dediği Raif'te bulan Maria Puder!
Ah Raif! Sana ne söyleyeceğime dair kafamda milyon tane şey dönerken aralarından kelimeleri seçemiyor oluşuma ne demeli peki? Sana kızmalı mıyım yoksa hayranlık mı duymalıyım ayırt edemiyorum. Fakat inceden inceye üzülmüyorum da değil.
Ama Maria Puder'e olan tüm bu merbutiyetine karşılık belki de onu yargılayan, hiçbir şey bilmeden ona tavır alan, kafanda birçok şeyi oldurup ondan yıllarca haber almadan sorgusuz sualsiz sadece inandıklarınla yaşayıp kendi hayatına yaptığın ihanetine mi kızmalıyım, yoksa Maria Puder tam manasıyla tüm inancını sende toplamışken onun seni bi' başına bırakabileceğine, eski hayatına dönüp seni tüm yaşanmışlıkların hatıralarına gark edecek kadar kötü bir kadın oluşuna inanmana mı, yoksa her şeyi öğrendiğin andan itibaren yine Maria Puder'den sonra geçen 10 koca yıl gibi eskisine nazaran zerre mukayese olmaksızın hayatına devam ediyor oluşuna mı kızmalıyım bilemiyorum.
Ya da Raif! İnsanları sadece ceset olarak görüp ruhlarına dokunmayan bir toplumdan, sevgisizliğin, baskıcılığın, insanların kendi öz hüviyetlerine önem verilmeyişinin, söz haklarının olmayışının, çocukların çocukluğunu çocuk gibi yaşayamayışının, kısacası distopik bir hayatın gün yüzüne çıkarıldığı bir toplumdan belki de ruhlar ütopyasında kendi benliğini bulma serüveninde
bunu ne kadar hummalı ve muammalı bir şekilde yapmanın tahakkümünün vermiş olduğu harikuladeliğin neticesi olarak, sana müteşekkir bir şekilde hayranlık mı duymalıyım gerçekten bilemiyorum.
İkisinin arasında arafta kalmış bir vaziyette bir solukta okuduğum; gerçek sevginin, aşkın, bir insanın bir insana nasıl yetiyor oluşunun, iki insanın birbirini bulması bu