“İki tür sevgı vardır.
Güvenli olanında, sana tıpatıp benzeyen birini ararsın. Çoğu insan buna razı olur. Ama bir de diğer tür sevgi vardır. Herkesin doğuştan tırtıklı bir kenarı vardır ve bazı insanlar o kenara cuk oturur. Eğer mecbur kalırsan sonsuza dek o kişiyi ararsın. Eğer onu bulacak kadar şanslıysan, belki ben de o kadar mükemmel görünebilirim, diye düşünerek kendini paralamaya başlarsın. Fakat sonra, onların diğer yarılarına yakınlaşmaya çalıştığında aslında uymadığınızı görürsün. Bu tür bir sevgiden... başlangıçta olduğundan farklı bir insan olarak çıkarsın.”
Hapisteyken güven, altından daha nadir bulunan bir mala dönüşür. Hayatını yalanlarla inşa etmiş bir adama nasıl inanabilirsiniz ki? Hücre arkadaşınızın cinayetten hüküm giydiğini bile bile gece nasıl uyuyabilirsiniz? Cevap basittir: Mecbursunuz. Bunun alternatifi, yani tek başına takılmak, pek de alternatif sayılmaz. Sahtekârlık yapmış ve yerini haksız kazançla elde etmiş insanlarla çevrili olsanız dahi hayatta kalmak için bir gruba katılmanız gerekir. Bu anlaşmayı yapmak sizin de diğer herkes kadar kusurlu olduğunuzu kabul etmek anlamına gelse bile, arkanızı kollamayı becerebilecek birilerini bulmanız şarttır.
(Hapisten) “Dışarı çıkınca ne yapacağını hiç düşünür müsün?” diye sordum sessizce.
“Hayır.”
Bu çok net ve kesin cevap beni şaşırtmıştı. “Yapmak istediğin bir şeyler olmalı mutlaka.”
“Dışarıdaki hayat reklamlardaki gibi değil Kimyacı,” dedi Concise. “Çoğumuz ömrümüzü taksit ödeyerek tüketiyoruz"