Allahu Ekber'in mânası, Allah'ın, Kendisi hakkında izafet ve mukayese yoluyla en büyük olduğunun söylenmesinden; başkasının -ister nebi, ister melek olsun- O'nun kibriyâsını idrâk etmesinden yüksek olduğudur. Allah'ı tam anlamıyla yalnız Kendisi bilir.
Hikmetin nûru zuhur edip etrafı aydınlattığında akıl bilkuvve idrâk edici olmaktan çıkıp bilfiil idrâk edici hâle gelir. Hikmetlerin en üstünü ise Allah Teâlâ'nın kelâmı, bilhassa da Kur'ân-ı Kerim'dir.
"Tuğrul Bey Hocamız, doğru anlayabildiysem eğer aklı, meselelerin anlaşılması ve sorunların çözümü için çok önemli bir imkân ve vesile olarak görürdü. Akıl nimetini kullanmanın dini bir vazife ve vecibe olduğunu, bunu ihmal etmenin ise büyük vebal olacağını çok sık hatırlatırdı. Ama bunun hemen arkasından ilave etmek gerekir ki o, asla aklı bir hakem ve üst merci olarak görmez, kabul etmezdi. Hele dini meseleler, özellikle naslar söz konusu olduğunda bu çok daha belirgin bir hâl alırdı. Dini aklileştirme veya onu aklın seviyesine indirgeme çabası ve kompleksi içine girmez, dinin sahih kaynaklarının vazettiğini tartışmasız kabul ederdi. Aklını ve aslında tüm benliğini İslâm'ın önüne bütünüyle kurban etmişti âdeta.