Akmayan bir çeşme kadar insanı ne hüzünlendirebilir. Çocuksuz bir taze gelin. Çiçeksiz bir dal. Meyvesiz bir ağaç. Ötmeyen bir kuş. Konuşmayan, koşmayan, oynamayan bir çocuk... Onlar artık billur parıltılarla serin sular dökülen kurnalarında sarhoş kusmukları, musluklarında zorla çakılmış tahta takozlar, kırılmış, çatlamış her yerinden sakatlanmış gövdeleri ile için için ağlayarak, kanlı gözyaşlarını içlerine akıtarak, idrak ettikleri zamanın kahrını her gün içlerinde duya duya, bir buldozerin kanlı dişleri ile sökülecekleri günü beklemekteler.