"Ah, hiçbir sakınması yoktu uyuyanın uyurken,
ama rüyada,ama ateşler içinde: nasıl da bırakmıştı kendini;o Körpe, o Ürkek, nasıl dolanıyordu içinin fışkıran sarmaşıklarına,bir bir sarıp sarmalayan büyüyüşlere, yabani bir saldırışla biçimlere.
Öyle vermişti ki özünü. Sevmişti.Kendi içini sevmişti, özündeki yabanlığı, o bakir
ormanı;ve sessiz yıkılmışlığı üzerinde yüreği dururdu, ışık yeşili. Sevmişti."
"Sevenler, ah birbirlerinde doyanlar, soruyorum
sizlere: Tutunmuşsunuz birbirinize. Var mı kanıtınız?
Bakın bana olanlara, bir elim öbürünün farkına
varıyor, Ya da aşınmış yüzüm sığınıyor aralarına.Bir dirhem hissettiriyor bana varlığı. Ama,kim cesaret edebilir bu kadarıyla var olmaya?"
"Zahmetli şey ölü olmak. Zamanla duyumsadığı
bir tutam sonsuzlukla avunur insan.
– Ama,yanılgısıdır tüm yaşayanların, böyle keskin
ayırımlar. Melekler (öyle derler), bilemezlermiş çoğu kez,dirilerden mi, ölülerden mi saysınlar kendilerini.
Ebedi akım alır içine zamanın çocuklarını,katar kendine, sürükler, bastırır seslerini...."
"...Unutmak, henüz edinilen alışkanlıkları.
Güllere ve ümit veren her varlığa,sunamamak anlamını insanca geleceğin;var olduğumuz gibi olamamak artık korkulu o ellerde. Ve öz adımızdan bile çekip gitmek,kırık bir oyuncak gibi."