İnsanın cenneti de, cehennemi de içinde yaşadığı bir yolculuğun hikayesi. Ömür yolculuğu bu... Hermen Hesse biraz kendinden, biraz da Budizm’den harmanlandığı İnsanın varoluş sancısı yükünü kahramanı Siddhartha’nın omuzlarına bindiriyor.
Hayattın anlam arayışını sorgulayanların, varoluş sancısı çekenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap Siddhartha. Yıllar önce okuyup etkisinde kaldığım ve birçok arkadaşa hem tavsiye, hem de hediye ettiğim bir kitap. Bugün tekrardan okuyup müthiş bir huzur buldum; huzurdan öte biraz kendimi, biraz da yolculuğumdan izler buldum.
Siddhartha, kendi ömür yolculuğunda hem yol, hem yolcu; hem öğrenen, hem de öğreten; biraz da bizden yani. Yol, kadrini bilenlere göstermiyor mu sırrını? Bu sırrın peşinde değil miyiz biz de?
“Peki ama, nedir senin öğrenmek istediğin?”
- “Hikmetini ve içyüzünü öğrenmek istediğim şey, Ben’di. Kurtulmak, alt etmek istediğim şey, Ben’di. Ama alt edemedim, sadece yanılttım, sadece kaçtım ondan, sadece gizlendim.”
- “Ve dünyada kendim kadar az bildiğim başka hiçbir şey yok!”
Siddhartha’nın “Ben” yolculuğu, biraz Feridun Al Attar’ın Simurg Anka kuşu hikayesindeki engeller vadisini, biraz da Martı Livingston’un kanat çırpınışlarını hatırlattı bana.
- “Hayır, gerçekten arayan biri, gerçekten bulmak isteyen biri, hiçbir öğretiyi benimseyemezdi.
- “Zaman gerçek değildir, Govinda, ben sık sık yaşadım bunu. Zaman da gerçek değilse, dünya ile sonsuzluk, acı ile mutluluk, kötü ile iyi arasında var gibi görünen çizgi de bir yanılgıdan başka bir şey değildir.
Amin Mauloof, Semerkant romanında “Cennet de Cehnnem de senin içinde” derken insanın kendi içsel dünyasındaki kaosu mu ifade etmek istemişti bilinmez ama İnsanın varoluş sancısı, eylemlerini şekillendiren bilinmezlik ve hiçlik duygusuyla kendi kaosunu yaratıyor