Günün birinde babanıza bir mektup yazma şansınız olsaydı neler yazardınız?
Coğrafyalar değişse de baba ve oğul arasındaki ilişki çoğu zaman birbirine benzer. Kimileri babalarıyla dostane büyür, iç dünyalarında bir şeyler biriktirmezler. Kimileri de sadece büyürler.
Peki, babamıza karşı beslediğimiz duygular nelerdir? Korku mu, sevgi mi?
Bazen cevap vermekte bile zorlanırız. Babalara karşı bazı soruların cevabı bile yoktur. Yani aslında kararsızlıktan söz ediyorum.
Peki ya bir gün babamıza karşı hissettiklerimizin hepsini yazsaydık?
Kafka, bu mektubunda babasına karşı beslediği duygularını; kırgınlıklarını, korkularını, tiksintilerini, dahası babasının yaptıkları ya da yapmadıkları şeylerden dolayı ona karşı beslediği duyguları ele almış.
“Beni neredeyse hiç dövmediğin doğrudur. Ancak bağırış tarzın ve yüzünün kıpkırmızı oluşu, pantolon askılarını alelacele çözerek sandalyenin arkasına asışın — bunlar benim için dayak yemek kadar kötüydü.”
Okuduğunuzda babaya karşı bir çocuğun sitemini göreceksiniz. Babanızla ilişkiniz nasıl ya da nasıldı bilmiyorum ama bu kitap, babanızla olan ilişkilerinizde sizi eskiye götürecek. Yaşadıklarınızla ilişkili olarak hissedecekleriniz de muhakkak değişecektir.
Babaya Mektup, yalnızca Kafka’nın babasına yazdığı bir mektup değil; çoğumuzun içinde yıllarca susturduğu cümlelerin kâğıda dökülmüş hâlidir.Bu mektupta Kafka’yı değil, zaman zaman kendinizi okuyacaksınız. Ve kitap bittiğinde geriye tek bir soru kalacak: Ben olsaydım neler yazardım ?