Harun Turan

Harun Turan
@BehnaAxe
Ne kadar okursan oku bilgine yakışır şekilde davranmıyorsan cahilsin demektir. ~Sadi Şirazi
Asgari ücretle çalıştığım zaman bunları yazmışım
Haftada yalnızca bir günün var kendine ayırabildiğin. Ama yarın yorgun düşmemek için adımlarını kısa tutuyorsun, görebileceğinden az görüyorsun. Midenin bozulma ihtimalini düşündüğünde iştahın daralıyor; farklı bir tat denemek aklından geçse de geri çekiliyorsun. İş sahibinin gözüne makbul görünmek için bakımına fazladan özeniyorsun. Rüzgâr serin serin esiyor fakat gece ayazı vurabilir; bu yüzden pencereyi kapatıyorsun, “ne olur ne olmaz” diyerek ihtimalleri bastırıyorsun. Ertesi gün ulaşman gereken sekiz saatlik verimi korumak için gece erkenden uyuyacaksın. Zaten sabah olunca da mesaiden iki saat önce uyanman gerekecek. Böylece, çalışmadığın zamanların bile sana ait olmadığını anlıyorsun. Bedenin, kararların, alışkanlıkların çalıştığın işin gölgesinde var olmaya çalışıyor. Maaş günü geldiğinde ise, ömründen kopmuş bir ayın karşılığında eline verilenin, kaybettiklerini karşılamadığını görüyorsun. O an, telafisi olmayan günlerinin ne kadar ucuza satıldığını iliklerine kadar hissedeceksin.
Harun Turan
Çoğumuzun yaşadığı veya yaşıyor olduğu problemleri küfür ederek değil böyle edebi bir dille ifade ettiğiniz için teşekkürler :)
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hayatımın en anlaşılmaz döneminde olduğumu hissediyordum.
9/10
·46 syf.··
2025 62. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2025 16:33
“Yalnızlık, insanın tek başına olduğu anlarda değil, kalabalığın içinde kendine bir yer bulamadığında ağırlaşıyordu.” Neden Yusuf Atılgan okumalıyım? Yalnız, Kendine ve topluma yabancı, Dinlenilen ama anlaşılmayan, Ailesinden yaralı, Doğduğu yerden ve dönemden uzak, Niçin yaşadığını bilemeyen ve sorgulayan insanlar anlatılıyor onun eserlerinde. Bunlardan en az biri sizde varsa –ki birçoğu olduğunu söylediğinizi duyar gibiyim.- siz de bir Yusuf Atılgan romanı kahramanısınız aslında. Hatta hayat öyle bire yere getiriyor ki bazen, sorgulamaya ve anlamlandırmaya dahi fırsat bulamadan kapılıp gidiyoruz akışa; yanlış giden ve anlamlandıramadığımız birçok şeyin farkındayken. “Okumak ve izlemek yalnızlığa en iyi gelen merhemlerden biridir.” Her merhem her yarayı kapatır mı, her yazar okuruna iyi gelir mi, okumadan bilemeyiz değil mi? Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz, der Ahmet Hamdi Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde. Fakat kendisi “lüzumu kadar” giriyor Yusuf Atılgan’ın hayatına. Çok şey öğreniyor ondan… Yalnızca ondan mı? Halide Edip, Reşit Rahmeti Arat gibi isimlerin de öğrencisi. İştahla takip ediyor onların derslerini. En çok bu konuda kıskandım onu sanırım. Ehil ellere düşmüş, ziyan olmadan… “Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.” Yalnızlık dedik değil mi? Yalnız mısınız? Yalnızlık yanlışlığın ilk adımıdır, der Ahmet Telli, Arthur Schopenhauer konuya bambaşka bir boyut getirir: “Entelektüel açıdan yüksek bir insana, yalnızlık ikili bir yarar sağlar: Birincisi, kendi kendisiyle olmak ve ikincisi, başkalarıyla birlikte olmamak.” Hüzün veriyor Nermin Yıldırım’ın cümlesi okurken, “Boş durdukları vakit, evlerin içi bile çürüyor.” En çok bu tanımda tükendim derken usulca gülüyor Hasan Ali Toptaş, “Ölülerin dönüp dolaşıp bizde yaşamasıdır yalnızlık.” Üzerine daha
Dergi
KafkaOkur - Sayı 99 (Mayıs 2025)KafkaOkur Dergisi · KafkaOkur Dergisi Yayınları · 2025222 okunma
Harun Turan
Atıf yaptığınız kitaplar ve yazarlarda incelemelerinize ayrı bir güzellik katıyor.Kaleminize sağlık .
700. İncelemem! Siz değerli dostlarıma ithafen...
9/10
·256 syf.··
2025 61. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2025 18:40
"Ben bu hikayeden sessiz sedasız nasıl çıkıp gideceğim?" Okumanın en zor tarafı bu olsa gerek! Koşa koşa seçtiğin, hayatına aldığın kitaptan aynı hızla ayrılamıyorsun. Gittiğin yerlere seninle geliyor, gece başucunda sabahlıyor, öyle bir yer ediniyor ki ruhunda; bitirip kapağını kapatsan da içinde bitiremiyorsun. İçini kemiriyor öyle olunca, usul usul, fark ettirmeden... Bitti, Şimdi Nazan Bekiroğlu'nun bütün kitaplarını yeniden okumuş gibiyim. Bir ömrün muhasebesini yaptım onunla, yaşanmış ve mihrican fırtınası esmiş bir ömrün muhasebesi... Setterhan'a gittim yeniden... Onunla sevdim. "İçimden yenilenemeyince dışımdan eskidim." Sofya oldum eski bir kitapçı dükkanında ama onu "boşluklarıma doldurmaya kalkmadan." Yeri geldi Mücella oldum, bekledim. Beklemeyi ondan öğrendim. Beklemenin kitabı olsa o an yazardım. Nasibimde yoktu, içtiğim su kaldı boğazımda. "Denizde boğulan bir balık kadar yalnız kaldım." Yedi uyurlar uyumadı benim kadar. Öyle bir seyredişti hayatı... Hayatı yaşayanlardan mıyım, seyredenlerden mi bilemedim. Mihrican fırtınasını bilir misiniz? Yaz biter, sonbahar başlar, mevsim geçişi, kuşların göçüşü... Fırtına çıkar tam o zamanlarda, "mihrican fırtınası". Farslar, "Güneşin yer altına inmesi" "tabiatın uykuya dalması" derler. Bir fırtına bildirir bize bunu olanca şiddetiyle. Güzel giden tüm şeylerin olası sonunda yüzümüze çarpan soğuk su misali esip geçen o fırtına. "Bana gitme vaktidir şimdi. Sen ister unut ister unutma beni." "Elveda eski hayatım, sana tümden veda ediyorum!" diyor Lev Tolstoy Diriliş'inde. Umay Umay, "Ben buyum işte, en kuru veda, çıkılmayan yolculuk..." Ve Hepimizin filmine aşık olduğu Selvi Boylum Al Yazmalım kitabında Cengiz Aytmatov, "Elveda, Isık-Göl’üm, bitmemiş türküm benim!" youtu.be/id9uXYYopZY?si=... Neden bilmem buram buram veda kokusu aldım
Edebiyat
Mihrican FırtınasıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 2024414 okunma
Harun Turan
Hüzünlü bir hikayenin son satırlarını okur gibi hissettim.İncelemelerinizi okurken okuma isteğim artıyor. Emeğinize kaleminize sağlık.🙂
"Buradan da dönmez" deyip vazgeçilen hayatlar için!
9/10
·400 syf.··
2025 58. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2025 12:38
"Artık çok geç." Ne çok kullandığımız bir cümle değil mi? Bazen o kadar yanlış üst üste geliyor ki içinden çıkamayacağı bir hayatı yaşarken buluyor insan kendini. Sanki neresinden tutsa elinde kalacak, dokunsa daha kötü olacak gibi. Dokunmaya dokunmaya yıllar geçiyor. Bir acı "bin" bir ömür "hiç" oluyor. Şems-i Tebrizî'ye atfedilen bir söz var: "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir, diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?" Dokunmalı, darmadağın etmeli yanlış giden ne varsa! Geriye yaşanmamış bir hayat, geç kalmış pişmanlıklar bırakmamak için. Bir akım var, "Yeniden 20 yaşımda olsaydım," diye. youtube.com/shorts/Lt5na3RC... "Her insan okunacak bir kitap gibidir." Geçmiyor: Aile yaraları geçmiyor. Çocukluktan gelen travmalar geçmiyor. Annenin bıraktığı yaralar, babanın eksikliği geçmiyor. Çocukluk bir yumru gibi takılı boğazımızda, ne zaman yutkunmaya kalksak varlığını hissediyoruz. Ellerimizle kurduk sanıyoruz yaşadığımız hayatı. Ve yine sanıyoruz ki bütün tercihlerimiz bizim. Freud gülüyor usulca, "Özenle kurduğun binanın temeli çocukluk taşlarıyla örülü, onlar ne kadar sağlamsa sen de o kadar sağlamsın." En ufak sarsıntıda hissediyoruz bunu. "Kabuğu soyuldukça acıyanlar, en çok çocukluk yaraları değil mi," diye soruyor Nermin Yıldırım, bazı sorulara cevap bile veremiyor insan. Ve Nilgün Marmara, "Sevinçten çok acıdan dokunmuş çocukluk giysileri..." "Çocukluğumda masal bile dinlemedim ben." Ben dedemden dinlerdim mesela. Elektrikler yoktu, gaz lambasında alev titrerdi o masalını anlatırken, sular yoktu, pınardan doldurur gelirdik. Annem yoktu, babam yoktu hâlâ yaşıyorlarken hayatta. Şimdi varlar, ben çocuk değilim ama. Radyoda güzel şarkılar çalardı çoğunu anlamadığım, iri iri pilleri vardı bitmesin diye
Psikoloji
Hayata DönGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 202014bin okunma
Harun Turan
Okumaktan büyük keyif aldım çok hoş bir inceleme olmuş kaleminize sağlık .