OKU(MA)YANLAR:
Aşk mı nefretten güçlüdür, nefret mi aşktan?
Kitap, Emily Brontë tarafından dönemin kadın yazarlara, şairlere olan önyargısı ve karşı tutumundan dolayı ilk olarak Ellis Bell takma ismiyle yayımlanmıştır, yazarın ölümünün ardından kardeşi yazarın gerçek ismiyle tekrar basıma sunmuştur. Yazarın tek kitabı olmakla beraber okuduktan sonra keşke başka kitapları daha olsaymış tadı bırakıyor insanda. Aşkın, hırsın, nefretin, intikamın harmanlanarak ortaya çıkardığı eser, okuru duygu karmaşası içine sürükleyebiliyor. Hemen hemen her karakterin iç yüzünü okuyucuya sunan yazar, bize insanların birden fazla yüzü/maskesi olduğunu satırlarında ispatlıyor adeta. Aşkın saplantılı halini, aşkın bir insana neler yaptırabileceğini, sadece iki kişinin değil çevresinde bulunan herkesin hayatını nasıl etkilediğini merak ediyorsanız bence ertelemeden bu kitabı okuyun.
OKUYANLAR:
Aşk denilince insanın aklına hep çiçek bahçeleri, toz pembe renk cümbüşleri gelir fakat bu kitapta aşkın karanlık yüzünü görüyoruz. Aşkın bir insana neler yaptırabileceğini acıyla izliyoruz. Kitapta yaşanan duyguya aşk, nefret veya herhangi bir şey demek doğru olmaz çünkü herhangi birini değil duygu selini barındırıyor kitapta yaşanan olay. Peki aşk gerçekten de iyi bir şey midir?
Heathclif... Sen nasıl bir karaktersin? Resmen aşkın ve nefretin aynı anda ete kemiğe bürünmüş halisin.
Başta kimsesiz olarak eve geldiğinde, Hindley tarafından dışlandığında çok üzülmüştüm senin için. Sonrasında ev sahibi ölünce Hindley sana hizmetçi gibi, köle gibi davranınca intikam hakkındır diye düşündüm ama bu nasıl intikam?
Kitabın bence bir dönüm noktası var Catherine’nin Nelly’ye Heathclif’i sevdiğini ama onunla olamayacağını, onun soylu, zengin, kendine denk olmadığını söylediği yer.
Üç yıl ortadan kaybolduktan