Miyase Kızılırmak

Miyase Kızılırmak
@Beniunut
Öğretmen
Yüksek Lisans
Kırşehir
Kırşehir, 6 Şubat
49 okur puanı
Mart 2018 tarihinde katıldı
8/10
·208 syf.··
2026 26. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 19:28
Bahçıvan ve Ölüm, bir baba kaybının hikâyesi gibi başlasa da aslında zaman, hafıza ve insan ilişkilerinin doğası üzerine bir metne dönüşüyor. Romanı okurken en güçlü düşüncem şu oldu: İnsan, hayatını bir bahçıvan gibi kuruyor ama hiçbir zaman mevsimleri kontrol edemiyor. Bahçıvan toprağı işler, düzenler, büyütmeye çalışır. İnsan da ilişkilerini, ailesini ve anılarını aynı şekilde “iyi” tutmaya çalışır. Fakat zaman ilerledikçe bazı şeyler kaçınılmaz biçimde değişir; uzaklıklar oluşur, ilişkiler seyrelir, bazı bağlar sessizleşir. Romanın yas duygusu da tam burada başlıyor: Ölüm bir son değil, gecikmiş bir fark ediş gibi. Anlatıcının babasını kaybettikten sonra geçmişe dönmesi, aslında bir anlamlandırma çabası. İnsan kaybettiğini değil, kaybederken fark edemediklerini yeniden kurmaya çalışıyor. Bu yüzden romanın merkezinde sadece baba yok, aynı zamanda “geç kalmış farkındalık” var. Kitabın en güçlü yanlarından biri, duyguları doğrudan açıklamak yerine parçalı ve çağrışımcı bir anlatı kurması. Bu durum kimi yerde kopukluk hissi yaratsa da yasın doğasıyla örtüşüyor: Yas doğrusal değil, dağınık ve tekrar eden bir deneyim. Benim için romanın asıl sorusu şuydu: Bir insanı, o hayattayken mi daha iyi tanırız yoksa onu kaybettikten sonra mı? Ve belki de cevap net değil, çünkü insanı anlamak çoğu zaman zamana yayılıyor, tamamlanmıyor. Bu yüzden roman, ölümden çok yaşamın içindeki kırılgan düzeni anlatıyor: hatırlama, unutma, uzaklaşma ve yeniden bağ kurma arasında gidip gelen bir insan hâli.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
8/10
·172 syf.··
2026 25. kitabı
·
117 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:22
İbn Sina ve İbn Tufeyl'in düşüncelerini bir araya getiren eser, insanın hiçbir rehber olmadan hakikate ulaşıp ulaşamayacağını sorguluyor. Issız bir adada büyüyen Hay'ın, doğayı gözlemleyerek yaşamı, ölümü ve yaratıcıyı anlamaya çalışması kitabın en etkileyici tarafıydı. Özellikle annesi olarak gördüğü ceylanın ölümü karşısındaki çaresizliği ve canlılığın sırrını arayışı uzun süre aklımda kaldı. Kitabın teorik bölümleri zaman zaman beni zorladı. Din ve felsefe üzerine yapılan bazı tartışmalar havada kaldığı için okuma tempom düştü. Buna rağmen Hay'ın merakı, sorgulayan zihni ve hiçbir şeyi hazır kabul etmeyen tavrı eseri benim için değerli kıldı. Hay bin Yakzan bana, bilgiye ulaşmanın ilk şartının bilgi sahibi olmak değil, soru sormaktan vazgeçmemek olduğunu hatırlattı. Bu yüzden tüm zorluklarına rağmen okuduğuma memnun olduğum, düşündüren ve iz bırakan bir kitap olarak hafızamda yer etti.
Hay bin Yakzanİbn-i Sina · Yapı Kredi Yayınları · 20246,3bin okunma
8/10
·254 syf.··
2026 24. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 07:22
Korkunç Yıllar yalnızca bir savaş romanı değil; aynı zamanda sürgünün, aidiyet kaybının ve insan ruhunun parçalanışının anlatıldığı çok derin bir eser. Kitabı bitirdiğimde beni en çok etkileyen şeylerden biri ise anlatılanların yalnızca kurgu olmamasıydı. Çünkü Cengiz Dağcı, romandaki acıların büyük kısmını gerçekten yaşamış bir yazar. Dağcı’nın Sovyet ordusuna alınması, savaşın ortasında kalması, Almanlara esir düşmesi ve kamplarda yaşadığı ağır koşullar romandaki atmosferin neden bu kadar gerçek hissettirdiğini açıklıyor. Kitabı okurken bazı sahneler insanın gözünde canlanıyor; çünkü anlatılanlar sadece hayal edilmiş olaylar gibi durmuyor. Açlık, korku, çaresizlik ve sürekli hayatta kalma çabası satır aralarından taşarak okura geçiyor. Romanın dili oldukça yalın olmasına rağmen etkisi çok büyük. Özellikle anlatıcının olayları günlük yazar gibi aktarması, her ayrıntının ince ince işlenmesi kitabı daha da çarpıcı hale getiriyor. Kamplardaki yaşam, insanların psikolojik çöküşü ve savaşın insanı içten içe tüketmesi o kadar gerçekçi anlatılmış ki okurken birçok yerde durup düşünme ihtiyacı hissettim. Beni en çok etkileyen noktalardan biri ise anlatıcının hiçbir zaman tam anlamıyla kurtulamamasıydı. Ne Rus baskısından tamamen sıyrılabiliyor ne de Alman korkusunu üzerinden atabiliyor. Hayatta kalmaya çalışırken yavaş yavaş benliğini kaybediyor. Savaş sadece bedenleri değil, insanın ruhunu da yok ediyor. Kitap boyunca Kırım’ın da ayrı bir karakter gibi işlendiğini hissediyoruz. Çünkü Kırım yalnızca bir toprak parçası değil; çocukluk, aidiyet, hafıza ve kimlik demek. Belki de bu yüzden romanın en ağır duygusu “yurtsuzluk.”
Korkunç YıllarCengiz Dağcı · Ötüken Neşriyat · 20192,784 okunma
6/10
·248 syf.··
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 05:31
Altı Harfli Bir Tatlı, Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitaptı. Daha önce yazarın özellikle öykücülüğüyle ön plana çıktığını, hatta önemli ödül aldığını biliyordum. Bu yüzden kitaba başlarken daha yoğun, daha derinlikli bir anlatı beklediğimi söyleyebilirim. Kitap kötü müydü? Değil... Oldukça akıcı, samimi ve yer yer insanın içine dokunan cümlelere sahipti. Özellikle yalnızlık, terk edilme ve aile ilişkileri üzerine kurduğu bazı anlar gerçekten etkileyiciydi. Fakat benim için bu etki çoğunlukla “anlık” kaldı. Okurken hissedilen duygular vardı ama kitap bittiğinde zihnimde büyümeye devam eden bir yoğunluk oluşmadı. Sanırım burada biraz okur beklentisi devreye giriyor. Ben daha çok psikolojik çözümlemeleri güçlü, alt metni yoğun, okuru düşünmeye zorlayan eserleri seviyorum. Bu kitap ise duygusunu doğrudan veren, daha sade ve kolay okunan bir anlatıyı tercih ediyor. Belki de bu yüzden bana daha çok genç okurlara ya da okuma alışkanlığının başındaki kişilere hitap eden bir kitap gibi geldi. Yine de Şermin Yaşar’ın geniş bir okur kitlesine ulaşmasını anlayabiliyorum. Çünkü dili sıcak, cümleleri kolay bağ kurduruyor ve okuru yormadan ilerliyor. Sadece benim edebiyatta aradığım derinlik duygusunu tam olarak karşılayamadı. Okunabilir, samimi ama bende uzun süre yaşayacak bir etki bırakmayan bir roman olarak kaldı.
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,6bin okunma
10/10
·800 syf.··
2026 22. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 05:52
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınız anda bitmez. Kargalar Büyücüsü benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Kitabı okurken yalnızca hayali bir ülkenin yönetimini değil; günümüz dünyasında hâlâ devam eden güç ilişkilerini, korkuyu ve insanların sessizliğini de görüyorsunuz. Bu yüzden kitap, fazlasıyla gerçek hissettiriyor. En sevdiğim tarafı ise anlatım dili oldu. Bu kadar politik bir kitabın absürt ve mizahi bir üslupla yazılması bence kitabı çok daha etkileyici hale getirmiş. Okurken bazı yerlerde gülümsüyor ama birkaç sayfa sonra aslında ne kadar sert bir eleştiri okuduğunuzu fark ediyorsunuz. Özellikle hükümdarın yaşadığı her olay karşısında şişip devleşmesi çok güçlü bir metafordu. Güç kaybettikçe daha görkemli görünmeye çalışan yöneticileri düşündürdü bana. Kitapta dikkatimi çeken başka bir detay da hükümdarın çocuklarının organlarını büyütmesiydi. Burnun, kulağın ve gözün büyümesi bana iktidarın her şeyi görme, duyma ve kontrol etme isteğini çağrıştırdı. Ama bir yandan da devletlerin kontrol etmeye çalıştıkça nasıl “canavarlaştığını” hissettirdi. Kitabın ismi bile çok orijinal olmuş. “Kargalar Büyücüsü” bence yalnızca dikkat çekici bir isim değil, kitabın ruhunu taşıyan bir metafor. Kargalar bana sanki yıllardır değişmeyen bu düzeni uzaktan izleyen sessiz gözlemciler gibi geldi. İnsanlar değişiyor, liderler değişiyor, hatta sistemler değişiyormuş gibi görünüyor ama iktidarın doğası hep aynı kalıyor. Kargalar da bütün bunların üstünde dolaşan bir hafıza gibiydi sanki. Aynı zamanda kitap boyunca toplumun görünmez bir büyü altında yaşadığı hissi vardı. Herkes gerçeği biliyor ama yine de düzen devam ediyor. İnsanların korkudan, çıkar ilişkilerinden ya da alışkanlıklarından dolayı sessiz kalması bana görünmeyen bir büyünün etkisini düşündürdü. Bu yüzden
Kargalar BüyücüsüNgugi Wa Thiongo · Ayrıntı Yayınları · 2021106 okunma