Dedemden öğrendiğim, "insan olmak" kendi mutlu olduğun şeyleri yanındakilere de iletmektir.İnsan,kendinde olmasını istediği herhangi bir şeyi bir başkası için de aynı şiddette isteyebiliyorsa "insanım" diyebiliyor.Birbirimizin hayatlarının içindeyiz ve insan olmak galiba "diğerkam" olmaktan geçiyor.
Eskiden ölülerini gömmeyip, bir kulenin tepesine, açığa bırakan kavimler yaşardı bu topraklarda.Topluluğun rahipleri kuleye gizlenip, yırtıcı kuşların ölüleri nerden yemeğe başladığını izlerdi.Akbabaların ölüleri yediği kulenin adı:Sessizlik Kulesi.
Türkiye'yi koca bir "Sessizlik Kulesi" yaptık en sonunda...Ölülerimizi zalimler yesin diye inşa ettiğimiz bir kule artık ülkemiz.Saklanıp bir şeylerin arkasına,dilsiz rahipler gibi bakıyoruz ölülerimize.
Her atılım ilk başta
göründüğünün ancak yan büyüklüğündedir. Ama sorarım
size, insanlar ellerine geçirdikleri bir şeyi ne zaman karmakarışık,
ne zaman eciş bücüş bir duruma sokmamıştır?
Herkesin bir ruh yaşamı var,
dolayısıyla herkes kendine bir psikolog gözüyle bakmakta;
ancak, gerektiği gibi hakedilmiş bir unvana benzemiyor bu.
Anlatıldığına göre bir yerde "dadılık" arayan bir kadına
sormuşlar, çocukların dilinden anlıyor musun? demişler o
da "Elbette" diye cevaplamış, "ben de bir vakit küçük bir
çocuktum."
...söz, birbirimize duygularımızı
açıklamada başvurduğumuz bir araçtır; başkalarını
etkilemek istiyorsak, izlememiz gereken bir yoldur. Sözler
dille gelmez rahatlıklar salar insanın içine, beri yandan korkunç
yaralar, Herşeyin başında eylem vardı. Ona şüphe
yok, söz sonradan geldi, eylemin yumuşayıp söze
dönüşmesi bazı koşullar altında uygarlığın sağladığı bir
basandır. Ama yine de söz işin başında bir büyü, majik (sinirsel)
bir eylemdi, hâlâ da bu eski gücünü geniş ölçüde
korumaktadır.