Bir bakıma bunalım, ruhun hakikatten uzak kalışı, daha doğrusu uzak kaldığının bilincine varışından doğar. Kimi zaman, insan uzak kaldığını kavrayınca hakikati kovalamak ister. Kimi zaman da ondan kaçmaya çalışır. Bu kez de hakikat onu kovalayacaktır. Çünkü, o da insan ruhunda bulmakta idrakini. Ona muhtaç değil ama insanın yaradılış sırrı gereği onu kucaklama genel şartında.
Çokça zaman şöyle dersiniz " veririm, ancak safi hak edenlere."
Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der ne de meranızdaki sürüler.
Onlar verirler ki yasayabilsinler. Çünkü vermekten sakınmak telef olmak demektir.
Şüphesiz günlerini ve gecelerini yasamaya layık görülmüş bir kişi sizin vereceğiniz diğer tüm şeylere de layıktır.
Sevginizi verebilirsiniz onlara ancak düşüncelerinizi değil.
Zira onların kendi fikirleri var.
Bedenlerini misafir edebilirsiniz de ruhlarını edemezsiniz.
"...Eğer bugün benim günüm ise, hangi tarlalara saçtım tohumumu ve hangi anımsanmamış mevsimlerde?
Eğer bu sahiden benim fenerimi havaya kaldırmamın vakti ise, benim alevim değil içinde yanması gereken.
Ben fenerimi boş ve ışıksız kaldırmalıyım,
Gecenin muhafızı ise onu yağ ile doldurmalı, hem de yakmalı."