Zâten dünya, yalnız bir câmi kubbesi altında mı ayrılık ve gayrılıklarını meydana koyar? Belki o kubbe altı, bu ayrılık ve gayrılık çekişmelerinin uyuşma ve yatışma temrinlerini yaptığı bir tâlim meydanıdır ve insan oğlu, orada elde ettiği temkin ve salâbeti günlük hayat sahnesinde de kullanmaya çabalar.
Temrin: Alıştırma, egzersiz.
Salâbet: İnanç ve ahlak üstünlüğünden doğan kuvvet, sebat, sağlamlık, metânet.
Çocuk, hep oluş ve hazırlanış demek değil midir? Belki öyledir ve belki de bâzen bütün bir ömür, bu oluş ve hazırlanışa demir atıp kalır ve asla sefere revan olamaz.
Zîra insanoğluna mânâdan söz açmak, kışı yaza çevirmekten de zordur. Çünkü mânâ düğümü, bir yürek yanığı, bir derinden taşan îman, bir yatışmaz vecd olmadan çözülemez vesselâm.