Babam asla "Dizlerimin üstüne çöküp başkaları benden katbekat acı çekiyor diye şükredeyim" anlayışında olmamıştı. Neden yanıldığını da anlamıyordum çünkü hayatın böyle işlemediğini bilmeyen yoktu. Öyle işlese -dünyanın en büyük talihsizi olduğuna karar kılınan kişi hariç- hepimiz mutlu olurduk, oysa bildiğim çoğu insan mutsuzdu. Şu gündelik dünyada, beşerin şu küçük dünyasında, vaktimizi sonsuzluk namına nimetleri sayarak ve izafi olandan sakınarak geçirmiyorduk ne de olsa. Oysa -hassasiyetlerin çeşitlilik gösterdiği, toplumsal tarihleri bir olsa da kimsenin kişisel tarihinin başkasıyla aynı olmadığı, bir kişi için tetikleyici olanın başkasınca fark edilmeden geçtiği- o izafi, o gelgeç düzlem, tam da hayatın bütün hamlığıyla yaşandığı ve o hayatı yaşama şekline verilen kusurlu zihinsel tepkinin vuku bulduğu yerdi.