Anna Burns

Anna Burns

Yazar
7.9/10
15 Kişi
·
22
Okunma
·
3
Beğeni
·
89
Gösterim
Adı:
Anna Burns
Unvan:
İrlandalı yazar
Doğum:
Belfast, 1962
Anna Burns, 1962 yılında Belfast'ta işçi sınıfı Ardoyne'deki Katolik bölgesinde dünyaya gelmiştir. Aziz Gemma'nın Lisesinden mezun olmuştur. 1987 yılında Londra'ya taşındı.

Anna Burns'un ilk romanı No Bones, Belfast'ta Troubles sırasında büyüyen bir kızın hikayesini anlatmaktadır.

Anna Burns, 2018 yılında Milkman adlı Man Booker ödülünü kazanmıştır.
İnsanlar bir iş çevirdiğinde, bir iş çevirdiklerini sakladıklarını sansalar bile yaptıklarının anlaşılabildiğini çoktan öğrenmiştim. Üstelik onları ele veren tek şey de içsel ya da sözel bir yönleri değildi.
Anna Burns
Sayfa 180 - İthaki Yayınları. 1. Baskı. Çevirmen: Duygu Akın
İçinde yaşadığı yerle zamanın toplumsal ve siyasi çalkantılarıyla alakası yoktu. At gözlüğüyle, dünyadan bihaber yoluna devam ediyordu ki tuhaf bir durumdu bu, gerçekten tuhaf.
Anna Burns
Sayfa 66 - ithaki
İnsanlar absürtlük ve çelişkinin en uç sınırlarında bile yeni şeyler uydurabilir. Sonra bu uydurduklarına inanıp onun üstüne yenilerini inşa ederler.
Anna Burns
Sayfa 316 - İthaki Yayınları. 1. Baskı. Çevirmen: Duygu Akın
“O kitapların söylemediği şey ne biliyor musun kızım,” dedi, “o adamın gerçek yüzünü değil, görmek istediğin, hayal ettiğin yüzünü görüyorsun sen.”
Anna Burns
Sayfa 130 - İthaki
Kediler, köpekler gibi taparcasına sevmezler. Umursamazdırlar. İnsan egosuna payandalıkta güvenilir değillerdir. Kendi yollarına gider, kendi işlerine bakar, itaat etmez, asla özür dilemezler. Özür dileyen bir kediyle kimse karşılaşmamıştır, karşılaştıysa da kedinin samiyetsizliği her halinden bellidir.
Anna Burns
Sayfa 101 - İthaki Yayınları. 1. Baskı. Çevirmen: Duygu Akın
Gittiğiniz her yer, yaptığınız her şeyle, isteseniz de istemeseniz de siyasi bir mesaj verdiğiniz gerçeği vardı.
Tıpkı buradaki müzisyenler, sanatçılar, sahne ve beyazperde insanları ve sporcular gibi; yani halkın gözünde bir toplumun topyekûn onayını alırken diğer toplumun kınama ve ölüm tehditlerine maruz kalma durumunu aşmayı başarmış olanlar.
Anna Burns
Sayfa 46 - ithaki
Adam iş yerinde arabaya yerleştirilen bir bombanın patlamasıyla ölmüştü çünkü yanlış dindendi ve yanlış yerdeydi ve işte bu da yaşanan olaylardan biriydi. Ölmüştü.
Anna Burns
Sayfa 54 - ithaki
360 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
"Milkman" orjinal adıyla bilinen, 2018 Man Booker Ödülü, 2019 Ulusal Kitap Eleştirmenleri Ödülü ve Orwell Politik Kurgu Ödülü’ne layık görülen bir eser vardı elimde. Eseri Türkçe'ye İthaki kazandırdı ve bence çok da iyi yaptı. Duygu Akın'ın çevirisi neredeyse kusursuzdu.

Öncelikle kitap kapağından bahsetmek istiyorum. Ki ben kapağı gördüğüm an büyülenip kitapı edinenlerden biriyim. Duyduğum birçok kişi de Hamdi Akçay'ın kapak tasarımından etkilenerek okumuş kitabı. Hatta bence orjinal kapaktan bile daha iyiydi, dikkat çekiciliği 10 üstünden 8-9 olmuş bu sayede.

Gelelim konuya;
Kuzey İrlanda'da geçiyor romanımız. Ana karakter ise kendisini "ortanca kız kardeş" olarak tanımlıyor. 18 yaşındaki ortanca kız kardeş; spor yapmayı, koşmayı ve yürüyerek kitap okumayı çok seviyor. Yani yaşam tarzı basit ve kimilerine göre sıradan. Ancak ortanca kız kardeşin hayatına bakınca bir eksiklik var gibi görünüyor. Bu eksiği de semtin dedikoducuları bir 'söylenti' ile tamamlıyor. "Retçi" bir sütçü ile sevgili olduğunu yayıyorlar semtte. Peki bu doğru mu? Siyasetin gölgesinde yaşayan kutuplaşmış bir toplumda "diğer taraftan" bir sütçü ile sevgili olabilir mi ortanca kız kardeş?

Ortanca kız kardeşin aklını çelen, onu etkileyen kişi başka biri aslında. Biz onu kitapta "belki-erkek arkadaş" olarak okuyoruz. Belki erkek arkadaş... Resmi bir ilişki yaşanmayan ama birlikte de güzel vakit geçirilen kişi. Toplumsal yozlaşmalar arasında 'dikkat çekmeden' ve 'adı çıkmadan' gizlice görüşülen erkek arkadaş ile onun siyasi görüşü hakkında uzun uzun anlatıyor ana karakterimiz. (Bence okuması en keyifli kısımlar buralardı.)

Işte konu kısaca böyle Sütçü'de. Kutuplaşan bir toplum, siyasetle perçinlenen hayatlar, günümüz kavgaları ve kaygıları... Yakından bildiğimiz şeyler yani. Yaşanılan coğrafyadaki baskıları ve gizli saklı hayatları çok etkileyici anlatıyor Anna Burns.

Bekâr genç kadınların yaşadığı korkuları, adlarının bir dedikoduda anıldığı erkeklerle olan ilişkilerini, dikkat çekmemek için perdelenmiş gizlenmeye çalışılan hayatlarını hiç yadırgamadan okuyoruz. Çünkü bunları bizler de yaşıyoruz. Bu nedenle daha çok dikkat çekiyor roman. Seni hep takip eden ve yaftalayan gözler, hakkında hiçbir şey bilmese de konuşma cesaretini gösteren diller, gündelik terör ve siyasetin yaşamımıza kattıkları en ince detaylarına kadar işlenmiş Sütçü'de...

Aldığı ödülleri sonuna kadar hak ediyor bu güzel roman. Siyaseti de anlatıyor kutuplaşmayı da. Kadınların yaşadığı baskıyı da aktarıyor, sokaktaki tehlikelere rağmen yaşamaya çalışmayı da. Her yerde karşımıza çıkan siyaseti, yediklerimizle gezdiğimiz yerlerle damgalandığımız siyasi fikirlerimizi okuyoruz.
Ithaki Modern'in 24. kitabı Sütçü ve bence en iyisi. Kesinlikle tavsiyedir...
360 syf.
Anna Burns’ün kutuplaşmış bir toplumdaki gündelik terörü, her şeye sirayet eden siyaseti ve asla bertaraf olamayacakların hikâyesini anlattığı, Sütçü.

“Ortanca kız kardeş başını kitabına gömerek yürüyor. Derken bir dedikodu: “Diğer taraftan” ve “retçi” bir sütçüyle sevgiliymiş güya. Yalan bunlar, ortanca kız kardeşin başka bir sevgilisi var. Belki-sevgilisi. Sınırların sert çizgilerle çekildiği bu yerde dikkat çekmek tehlikeli. Özellikle de bekâr genç kadınlar için. Her yerde seni dinliyor, gözlüyor olabilirler ve sınırı aşmak için tek kelime yeterli.”
360 syf.
·24 günde·7/10
İthaki Yayınları'nın modern serisinden okuduğum ilk kitap oldu Sütçü. Doğrusunu söylemek gerekirse beğendiğim ama okurken beni yoran bir kitaptı. Kısaca konusundan bahsettikten sonra yorumumun detaylarına gireceğim.
Sütçü, siyasi olarak kesin çizgilerle kutuplaşmış bir toplumu 18 yaşındaki genç bir kadının gözünden ona musallat olan Sütçü karakterini konu alarak anlatıyor. İşe giderken, eve giderken, yürüyüş yaparken birdenbire yanında biterek sanki arkadaşıymış gibi davranan Sütçü'nün uyguladığı psikolojik şiddeti görüyoruz. Ve öyle bir toplum ki dedikodunun haber kaynağı olarak görüldüğü ve çok çabuk yayıldığı bir yer. Bu yüzden çevresinden sürekli tepki görüyor karakterimiz ve çeşitli sonuçlarla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Kitabın genel olarak o kutuplaşmayı çok güzel yansıtıyor. Bir tarafta devlet destekçileri varken bir tarafta retçilerin sözü geçiyor. Toplum da haliyle bu ikisi arasında kalmış ve seçim yapmak durumunda. Ayrıca günlük hayatta yaptığınız ufacık farklı bir hareket sizi sınırı aşmışlar içine sokup sorgulanmazına, muhbir gözü ile bakılmanıza neden oluyor. Bu ortamı çok güzel oluşturmuş ve hissetirmiş yazar. Ama akıcılık konusunda çok zorladı beni ki araya birkaç kitap alıp bitirdim. Genel olarak beklentinizi, temposu yüksek bir kitap yönünde tutmanınız tavsiye ederim. Yoğun ve dikkatli okunması, üstüne düşünülmesi gereken bir kitap. Yer yer bana 1984'ü anımsattığı da oldu tabi ki. Politik ve biraz distopik eser olduğu için gayet normal.
Genel olarak düşüncem bu yönde hem beğendim ama aynı zamanda zorlandığım bir eserdi.
360 syf.
·9/10
Günlük hayatın içinde yaşarken hiç farkında olmdağımız bir arka planı var yaşamın. Gürültülü olabilen ve fakat çoğu zaman bir vızıltı şeklinde akan; varlığını her an hissediren, yoran, üzen, bazen sevindiren bir atmosfer gibi bizi saran yaşamın gürltüsü. Nefes alış verişimizde bile hüküm süren bu öznesiz yüklem daima şekil verme hakkına sahip görüyor kendini. Hiç de vazgeçmek niyetinde değil. Sessiz sedasız bir terör bize yaşattığı. Eteğini topla, ölçülü gül, erkek adam ağlamaz, seni şununla görmüşler... Bir de içinde bulunduğun coğrafyada ikilik üçlük varsa olay tamamen karışıyor. Birbirini terörize eden iki kutuplu bir coğrafyada hayatta kalıp kendin olmak ve yara almadan büyümek zor iş.
Ufak parçalardan oluşuyor yaşam denilen büyük boz-yap. Ve ne kadar istemesekte parçalar arasındaki çizgi daima görünür bir durumdur. Belki değil kesinlikle o çizgiler diğer parçanın bu parçaya uymasını sağlayan şeydir. Bir araya gelince bile görünür izler. Küçük izlerin büyük etkisi uyumu sağlamak. Günlük hayatın terörü gibi. Hem keskin yanlarımızı töpülüyor hem de uyum sağlamamızı sağlıyor büyük manzaraya. Ancak uzaktan görünen hiç bir manzara küçük ayrıntıları içermez. Hepsinden oluşur ama ayrıntıların tamamından farklıdır. Size uygulanan günlük baskının çoğu zaman farkına varmazsınız. Tıpkı yanlış parçayı zorlamak gibi. Bir türlü oturmaz yerine ve boz-yap yapan el mecbur kalır başka bir parçayı denemeye. Bu olması gerekendir de asla olmayandır. O eller zorlar sizi. Bir çok şekilde dedikodu yoluyla, baskı yoluyla, korkutma, bezdirme yoluyla ve en çol taciz yoluyla, zorlar.
Kitap birinci tekil şahış kipiyle yazılmış bir eser ve bu nedenle çok etkili bence. Bir avatarın içinde hissediyorsunuz kendinizi. Terör gerçeği ile yaşayan bir toplumda terörize edilen gelenek ve katı görenekler içinde bir taraf seçmek zorunda kalınan bir ortamda geçiyor. 18 yaşında bir ergenin yaşadığı ve yaşamayıp üstüne dedi-kondurulan bir sürü öykünün romanı. Bir çok kahramana değen ona nüfuz eden onu etkileyen insanında romanı aynı zamanda. İsimlerden bağımsız olması da ayrı bir güzellik katmış romana. Olgunlaşmaya ve kendi hayatını seçmeye yönlendirmeye çalışan ‘kadın’ olma gerçeğinin yansıması. Roman günlük hayatın gürültüsünü yansıtıyor size etkili bir uslupla. İrlanda gerçeğini unutmadan ayrımları unutmadan. Siyasi olmayan tüm ölümleri sıradan kabul eden bir toplumun tüm gürültüsü anlatılan tüm baskısı tüm çelişkileri ve yasakları ile birlikte.
Keyifli okumalar!
360 syf.
Genç bir kızın yürürken kitap okuması ne gibi bir sorun teşkil eder? Koşuya çıkmak kadar doğal, günbatımının maviden öte renklere bürünmesi kadar olağan ya da belki bir erkek arkadaş ile aynı evde yaşama düşüncesi kadar sıradan olabilir.

Ne anlatıyorum okur ben sana? Aklının karışması normal çünkü kitaptaki genç kızımızında aklı bir o kadar karmaşık, bir o kadar toplumun sıkboğazlığından bitik düşmüş. Anne baskısı, kız kardeş baskısı, kayınbirader baskısı...

İsimlerin seçildiği, kızların söze girmesine pekte izin verilmediği, o saatte buralarda gezme dendiği, şu dine mensup şahısla görüş, şunu ye, bunu iç, bununla konuş vs gibi pek çok kuralın olduğu bir dünyada 18 yaşında bir kızın ne yapması beklenebilir?

Sana anlatmaya en başından Sütçü ile başlamalıyım... Gerçekte işi sütçülük olmayan evli bir adamın, kızımızın yoluna zaman zaman çıkmaları bizleri en az karakterimiz kadar ürkütecek. Dokunmadan taciz var mı? Her adımını takip etmek ve senin her şeyini senden iyi bilen bir adamın hayatında yaşatacağı kaos ne olabilir?

Siyasi ve dini görüşlerin önem arz ettiği bir dönemde isminin bir sütçü ile çıkması bu kızı ne kadar etkileyebilir? İşte okuyacaklarının üstü kapalı şekli bu! Peki içi nasıl? O kısımda sana güveniyorum okur. Lakin durağan ilerleyen bir eser olması seni satır aralarında yoracak. Kızımızın gelgitli düşünceleri biraz yavaş okumanı sağlayabilir. Özellikle sakin bir kafada okumanız gerekli. Hadi şu Man Booker Ödüllü Sütçü kimmiş neyin nesiymiş bir bakın.

#sütçü #annaburns #ithakiyayınları

Yazarın biyografisi

Adı:
Anna Burns
Unvan:
İrlandalı yazar
Doğum:
Belfast, 1962
Anna Burns, 1962 yılında Belfast'ta işçi sınıfı Ardoyne'deki Katolik bölgesinde dünyaya gelmiştir. Aziz Gemma'nın Lisesinden mezun olmuştur. 1987 yılında Londra'ya taşındı.

Anna Burns'un ilk romanı No Bones, Belfast'ta Troubles sırasında büyüyen bir kızın hikayesini anlatmaktadır.

Anna Burns, 2018 yılında Milkman adlı Man Booker ödülünü kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 22 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 75 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.