Thomas Pynchon

Thomas Pynchon

Yazar
6.6/10
23 Kişi
·
49
Okunma
·
12
Beğeni
·
1405
Gösterim
Adı:
Thomas Pynchon
Unvan:
Amerikalı Romancı Öykü Yazarı
Doğum:
New York, 8 Mayıs 1937
Yapıtlarında kara mizahla düş dünyasını birleştirerek modern toplumlardaki insanın yabancılaşmasını betimlemiştir.

1958’de Cornell Üniversitesi İngilizce bölümünü bitirdi. 1963’te ilk romanı V. ile Faulkner Vakfı Ödülü’nü kazandı. Romanda orta yaşlı bir İngilizin, Avrupa tarihinin önemli dönemlerinde çeşitli kılıklarda ortaya çıkan, doğaüstü niteliklere sahip, serüven tutkunu “V.” adındaki kadını arayışı anlatılır. Pynchon, sanayi toplumlarını eleştirdiği sonraki romanı The Crying of Lot 49'da (1966) geleceğin düşsel kapalı toplumlarını betimler. William Dean Howells Madalyası'nı kazanan Gravity’s Rainbow (Yerçekiminin Gökkuşağı) (1973) adlı yapıtı 20. yüzyıl edebiyatının önemli yapıtlarından biridir. II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’sında “Bölge” denilen bir yerde geçen romanda yerçekimi engelini aşacak gizli bir “V-2” roketini arayan çok sayıdaki garip karakterden biri olan Amerikalı bir askerin serüvenleri çerçevesinde, çağdaş dünyada insanın önündeki ikilemler ele alınır. Sonraki romanları Vineland 1990’da, Mason and Dixon (Mason ve Dixon) ise 1997’de yayımlanmıştır. Ulusal Kitap Ödülü’nü kazanan Pynchon’un az sayıdaki öyküsü arasında, teknik dili ve bilimsel mecazları ilk kez geniş ölçüde kullandığı Entropy (Entropi) (1960) ile küçük kasaba insanındaki bağnazlığı ve ırkçı eğilimleri işlediği The Secret Integration (Gizli Bütünleşme) (1964) sayılabilir. Bu son öykü Slow Learner (Yavaş Öğrenen) (1984) adlı kitabı içinde yer alır.

Hiç fotoğraf çektirmeyen, basın mensuplarından ısrarla kaçan Pynchon’un kişiliği, bugün Amerikan medyasında bir efsane halini almıştır.
... belki de sana artık ihtiyacım olmadığını düşünmüşlerdir. Yanıldılar. Sana ihtiyacım vardı. Sadece bana o anıyı getir ve ben de geri kalan zamanım boyunca seninle birlikte yaşayayım.
Görünüş artık bir şey ifade etmiyor, görünüşümün içinde yaşıyorum ama bundan hiçbir zaman emin olamıyorum. Bu olasılık yakamı bırakmıyor.
175 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Ne hissettiğimi her şeyiyle ifade edemedikten sonra..

Aslında tam olarak şöyle..;

Dev bir ekranın önünde, sessiz bir odada, elinde buz gibi içeceğinle rahat koltuğuna gömülmüş, kumandanın oynat tuşuna basıyorsun.

Görüntü akmaya başlıyor yavaştan. Alt yazı istemiyorum diyorsun, orijinal kelimeleri duymalıyım. Belki kıyısından köşesinden aşina olduğum bir lisandır. Sesler kılavuzluk etsin bana..

Oedipa Maas beliriyor sahnede. Elinde bir mektup. Gözleri, mimikleri, heyecanı oldukça net. Her şey fazlasıyla açık. Ama sadece buraya kadar.

Aniden koyu bir perde iniyor ekrana. Sesler hâlâ belirgin. Sen ne olduğunun farkına varmaya çalışırken, görüntü akmaya devam ediyor.

Çırpınmaya başlıyorsun anlamak için. Ayağa kalkıyorsun bazen, ekrana yaklaşıyorsun. Aydınlık bir nokta bulsan süzülüvereceksin içeri. AMA YOK!

Aydınlığa, ferahlığa yer yok bu kitapta.

Yazarın da kuralları var. Sen, onun yazdıklarını ölçüp tarttığını zannederken, o seni teraziye koyuyor farkında değilsin.

Arka planda tarih akıyor. Farklı isimler, farklı olaylar, göndermeler.. Akışı durdurup düşünmek ya da ne demek istedi diye kafa yormak belki de yapabileceğin en mantıklı şey.

Halüsinasyon mu, gerçek mi?

Parçalarının boyutları birbirinden farklı olan iki puzzle arasından nereye ait olduğumu bulabilecek miyim?

Törpülemem gereken kısımlarımdan kurtulduğumda, şeklimi kaybederken, ruhumu koruyabilecek miyim?

Ya da..
Daha ne kadar yabancılaşabilirim ki kendime?..

Pynchon 'u damardan almam lazım, yazdıklarına gark olabilmek için.
Peki başarabilir miyim?
Bu kaos ve esrarla kuşatılmış hikâyeyi, onun gibi düşünmeden nasıl çözebilirim?

Yazarın kendini sakladığı satırlarda, kitabın yazıldığı dönemin izleri çok belirgin. Vietnam Savaşı'ndan Kennedy suikastine, muazzam bir karmaşanın süzgeçten geçirilmiş hali.

Bulmaya çalışırken kaybeden,
Aradıkça yalnızlığa gömülen,
Çığlık attıkça sesi tükenen Oedipa..

Kitap, belki bir tür dedektiflik hikayesine benziyor gibi görünebilir. Ama kaosun son baskısı niteliğinde.

Gizem çözülecek, o simsiyah perde kalkacak, ufacık bir çatlaktan içeri sızacağım, hangisi gerçek, hangisi kurgu anlayacağım diye düşünmek nafile.

Kelimeden bir urganla kolun kanadın bağlanacak.

Beklenti büyüyüp büyüyüp boyunu aştığında, paranoyanın zirvesine ulaştığında, güzelleştiği kadar zorlaştığını gördüğün satırların sonuna gelmişken..

Evet, ancak son sayfada, kitabın adının anlamını çözebileceğin ama geri kalan her şeyin düğüm düğüm olduğu, müthiş bir deneyim.



Keyifli okumalar..:)
175 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
"49 Numaralı Parçanın Nidası, dönemindeki her kitabı gölgede bırakacak kadar güçlü."
Harold Bloom (ABD'li Eleştirmen)

"Bir virtüözün eseri... Kitabın girift sembolizmi, Joyce'un Ulysses'te yaptığına çok yakın."
Chicago Tribune Gazetesi

Bu incelemeye neden arka kapakta yazan, -temel amacı kitaba ilgi çekip satışı artırmak olan- ifadelerle başladım? Çünkü bu cümleler her ne kadar satışı artırmak için parlak ifadeler olarak görülse de kitabı açıklamak için son derece yetersiz. Bu roman, gördüğünüz ifadelerin de çok üzerinde. Ne demek mi istiyorum hadi başlayalım.

Thomas Pynchon, şu an 82 yaşında olan, kitapları ülkesinde yayınlandığı dönemden itibaren ciddi sansasyon yaratmış olsa da kendisine dair ne doğru düzgün bir bilgi, ne de birkaç karenin haricinden fotoğraf mevcut. Kendisi bir münzevi, kitaplarında yarattığı paranoya gizemin ve girift anlatımın adeta vücut bulmuş hali. Amerikan medyası gibi her şeye çok meraklı, böyle gizemli bir adamı ne olursa olsun bulabilecek bir yapı bile kendisine dair yeterince bilgi edinememiş durumda. Bu kısmı bir cebimize koyalım öncelikle.

Kitabımızın konusuna gelince, bir yıldır evli olduğu kocası Mucho Maas'la birlikte yaşayan Oedipa bir gün, eski sevgilisi Pierce Inverarity'nin öldüğünü ve vasiyetnamesinde mirasının vasisi olarak Oedipa'yı atadığını belirten bir mektup alır. Oedipa'da Pierce'ın vasiyetini yerine getirmek üzere mirasın olduğu San Narciso kasabasına doğru yola çıkar.

Romanı bu başlangıçla anlattığımızda yalnızca ilgi çekici ve farklı bir konusu olan bir esermiş gibi görülebilir ama tam olarak böyle değil. Daha önce hiçbir kitapta denk gelemeyeceğiniz kadar girift bir anlatım sahip, yoğun bir sembolizm içeren, sayfalar boyunca nerenin gerçek nerenin hayal olduğu bilinemeyen, anlatılanın tamamının bir sanrıdan, bilinçaltının yarattığı bir paranoyadan ibaret olabileceğini roman boyunca okura düşündüren beyin yaktırıcı, son derece garip bir post-modern eser.

Peki kitap farklı anlatımıyla tarzıyla aslında neyi anlatmak ister ve nerelere atıfta bulunur? Roman boyunca insanlık tarihi içerisinde yer alan birçok savaşa, insanlık dışı muamelere ve ölümlere yapılan atıflara tanık oluruz. Bunun haricinde Amerikan Rüyasının boşluğuna, romanda Yoyodyne firmasıyla sembolize edilen devasa teknoloji şirketlerinin yarattığı karmaşa ve sömürücülüğe, kitle iletişim araçlarının yarattığı iletişimsizliğe, teknolojiyle yaratılan dijitalleşmiş -doğallığını yitirmiş- kakafonik müziğe, aldatma, ilgisizlik ve karmaşayla bezenmiş kadın-erkek ilişkilerine ve bu karmaşanın içerisinde alkole ya da LSD, marihuana gibi uyuşturucuya sığınan insanlara rastlanır.

Fakat tüm bu bahsettiklerim, açık açık okurun gözüne sokulur şekilde değilde yoğun bir sembolizm ve kapalı anlatım içerisinde, bitmek bilmeyen bir paranoya, mistik ögeler ve temposu ara ara yavaşlasa da sürekli tetik üstünde bir kurguyla süslenmiştir.

Birazda romandaki karakterler ve onların üzerinden -tahminimce- yapılan atıflara değinmek istiyorum.

Wendell "Mucho" Maas: Oedipa'nın diskjokey eşi. Geçmişindeki bir olayla ilgili anlamsız rüyalar gören, otomobiller ve dijital müzik arasında sıkışmış ve en sonunda kendini LSD esaretinde bulan garip bir kişilik. Mucho, İspanyolca "çok" anlamına gelen bir kelimeyken, Maas genellikle Hollandalılarda görülen bir soyad olup Wendell ise ABD'de yaygın bir isimdir. Bu ad, soyad ve lakap kombinasyonuyla yazarın Amerika'daki karmaşık yapıya atıfta bulunduğunu düşünüyorum.

Oedipa Maas: Romanımızın ana karakteri. Psikolojik rahatsızlıkları olan sıradan bir kadın. Pierce'ın vasiyeti hayatını bir anda değiştiriyor. İsmi mitolojideki Laios'un oğlu Oedipus'a benzemekte. Freud'un psikolojide meşhur Oedipus ve Elektra kompleksi kuramlarının oğul kısmının kaynağı olan isim. Kitapta çocukluğa ya da aile kavramına dair bir bilgi yer almasa da özellikle roman boyunca Oedipa ve etrafındaki erkekler olarak bir kurgu mevcuttur. Bütün bunlara rağmen Oedipa yalnız bir kadındır.

Dr. Hilarius: Alman asıllı Oedipa'nın psikiyatristi. Zamanında Hitler'in kamplarında psikolojik deneyler yapan bir zalim doktor. Soyadı İngilizcede Hilarious yani "Neşeli" anlamına gelen ve sonunda paranoya içerisinde deliren bir adam.

San Narciso: Kitapta Kaliforniya yakınlarında bir kasaba, neredeyse tüm projelerde, her şeyde Pierce'ın ortaklığının olduğu bir yer. Gerçekteyse bir Orta Amerika ülkesi olan Belize'de küçük bir köy. Adı Saint Narcissus'a dayanıyor. Narcissus ise mitolojide kendine aşık olan adam, bildiğimiz Narsist kelimesinin kaynağı. Buradan hem Pierce'ın zenginliği ve neredeyse tüm büyük projelerde parmağının olması vesilesiyle Amerikan Rüyasına bir gönderme olduğunu düşünüyorum.

Kitapta Cengiz Kohen gibi birçok karmaşık isme sahip ve üzerinden çıkarım yapılacak karakterler bulunmakta birlikte sizi Oedipa'nın paranoyasına ve yalnızlığına bırakıyorum.

"Benden alıyorlar," dedi işitilmesi güç bir sesle -çok yüksek bir pencerenin yukarı uçuşarak kendini boşlukta bulan perdesi gibi hissediyordu -"teker teker bütün adamlarımı benden söküp alıyorlar. Peşine İsrailliler düşen deli doktorum kafayı yedi; LSD bağımlısı olan kocam kendi içindeki gösterişli şekerleme evindeki odaların, o sonsuz odaların, gitgide daha da kuytularına çekilip bir çocuk gibi el yordamıyla aranıyor ve geçip gitmiş olan, sonsuz uzaklaştıkça uzaklaşıyor; evlilik dışı tek sevgilim ahlaksız bir on beşliyle evlenmek için kaçtı; beni Trystero'ya götürecek en iyi rehberim canına kıydı. Neredeyim ben?" - Sayfa 143

Son olarak, incelemenin ilk başında yer alan Harold Bloom ve Chicago Tribune Gazetesinin kitapla ilgili yorumları hakkında bir şeyler demek istiyorum.

Yazarın 1966 yılında yazdığı bu ikinci romanı, kullandığı yoğun sembolizm, yaptığı birçok atıf, son derece farklı karakterler ve kurgusuyla dönemine göre çok özel bir eser. Hatta aradan yarım asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen bugün için bile çok ama çok özel bir roman tıpkı Ulysses gibi.

Kullanılan sembolizm Ulysses'te yapılanın da ötesinde, Joyce'un Finnegan Uyanması kitabındaki kripto anlatıma çok daha yakın. Bence bu iki kitabın arasında kalan bir anlatım şekline ve içeriğe sahip son derece özel bir eser. Ulysses'in post-modern görmüş hali de diyebiliriz bir bakıma. Joyce kadar farklı anlatım biçimleri denemese de yazar, bolca kullandığı leitmotifler (benim en çok gözüme çarpan paranoyaydı), hayalle gerçeğin sürekli birbirine karıştığı özel kurgusu ve 175 sayfaya sıkışmış ama en az 600-700 sayfalık bir kitabın içeriğine sahip yoğun kurgusuyla son derece farklı ve özel bir eser. Eminim James Joyce bu kitapları okusa, varisim deyip Thomas Pynchon'ı kucaklardı. Hatta bence 1960'lı yıllardan beri Joyce'un kemikleri mezarında bildiği tüm dansları ediyordur.

En son olarak kitabına kısalığını ve konunun ilginçliğine aldanır da okursanız kitabı yarım bırakan okur grubunun bir üyesi olursunuz. Bu kitap dingin ve sakin bir kafayla, yavaşça, içeriğini anlamaya uğraşmayarak, yapılan atıflara takılı kalmayarak yani tadına vararak okunması gereken özel bir roman. Keşke yazarın diğer romanları çevrilse de bizde post-modern edebiyatın en önemli yazarlarından birini daha fazla okuyabilsek. James Joyce okumalarından sonra çıta daha da yukarı çıkar mı diye düşünürken, bu kitapla benim için arşı alaya çıktı; daha da çıkacak mı bir gün bilemiyorum. Şunu da belirteyim, kitap goodreads en zor okunan kitaplar listesinde de kırkıncı sırada: https://www.goodreads.com/...ost_Difficult_Novels
175 syf.
·4 günde·3/10
Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap listesinde görünce konusuna bakıp çok merak ettiğim bir kitap olmuştu 49 Numaralı Parçanın Nidası. Dolayısıyla beklentim çok yüksek bir şekilde başladım kitaba. Ama ne yazık ki kitap okur hayatım boyunca beni en çok hayal kırıklığına uğratan kitaplardan biri oldu. Ki bunun tek sebebinin de benim kitaba yüksek beklenti ile başlamış olmam olduğunu sanmıyorum. Kitapta ne anlatıldığını kitap bittiğinde dahi anlamadım, anlayamadım. Oedipa adlı karakterin eski sevgilisinin öldüğü ve kendisinin de vasisi olarak atandığı haberinin yer aldığı bir mektup almasıyla başlıyor hikâye. Fakat ne yazık ki devamı yok. Anlatılanlarda bütünlük yok. Hayal gerçek algısı yok. Çok fazla alâkasız karakter, mekân vs. ismi geçiyor kitapta. Uzak bir coğrafya olduğu için de olayın içine girebilmek mümkün olmuyor. Tanıtım metninde yazan "kültürel kaosun ve iletişim sorunlarının merkeze alındığı eser" nitelemesine bir nebze de olsa katılabilirim fakat bu kaos bu denli bir anlaşılmazlıkla mı sunulmalıydı? Buna katılamıyorum maalesef.
184 syf.
·Beğendi·8/10
Farklı bir yazarla tanışmanın dayanılmaz hafifliği ile ayaklarım yerden kesilmiş durumda.

Postmodern roman ve kurgunun önemli bir örneği olarak kabul edilen ve Time'ın "1923-2005 arası En İyi İngilizce 100 Roman" listesinde yer alan 49 Numaralı Parçanın Nidası; herşeyden önce zor bir kitap, içeriğindeki kaosla başa çıkabilmek için dingin bir zihinle okunmalı çünkü; hep bir yerlere, bir şeylere göndermeler var, onları yakalamaya çalışmak yorucu olsa da son derece keyifli.
Roman bir halüsinasyonlar zinciri şeklinde; yazıldığı dönemin Amerika'sının siyasi ve sosyal karmaşasını da içine alarak iletişimsizlikten doğan yalnızlığın kitleler üzerindeki sıra dışı etkilerini derinlemesine ve yorucu bir şekilde okuyucuya aktarıyor. Kitabın başlarındaki saç spreyi patlaması bölümü beni en derin etkileyen bölümdü ve bana göre saç spreyi Amerika'yı, patlaması Amerika'nın dünya ülkeleri üzerindeki yıkıcı etkisini, kontrolsüzlüğü de gücünü anlatıyordu sanki ama hepimiz biliyoruz ki; kontrolsüz güç güç değildir ve yaratılan kaos ortamının yıkıcı gücü bugün ortadır.
İyi bir okur olarak zihninizin sınırlarını zorlaması için Pynchon'a izin verin. Kitaplarının özelliğinden dolayı okurun onu değil, onun okurlarını seçtiğini söyleyebiliriz aslında.

Pynchon'ın bu romanı için ülkesinde ayrıca bir klavuz, yardımcı kitap da yayımlanmış. Aynı çalışmaları Shakespeare, Joyce ve Kafka gibi yazarlar için de yapıldığını biliyoruz. Keşke o klavuz da kitapla birlikte Türkçeye kazandırılmış olsaydı.
184 syf.
·10/10
Daha önce de şizofrenlik ile ilintili birçok roman okumuştum. Birçoğunda olay kurgusunu, ana karakteri empati ve ya diğer yollardan yakalayabiliyordum. Bu kitabı okurken bana büyük bir haz versede, kitabı bitirdikten hemen sonra bundan üzüntü duyuyordum. Eğer ana karakter şizofren ise onunla "sağlıklı" okuyucu empati kuramazdı değil mi ? Thomas Pynchon içimdeki sese tercüman olmuş. Bırakın karakterle empati kurmayı olay kurgusunu bile kestiremiyorsunuz. Yazarın gücünü bazen bir sayfayı bulan, usatalıkla seçilmiş kelimelerden nasıl bir 'salata' yaptığını okurken hissediyorsunuz. Ayrıca yazar içinde yaşadığı zaman dilimde ki bilim,siyaset,moda vb. konuların tamamına yerinde tahlillerle deyinmiş. Feride Evren Sezer ( çevirmen ) kesinlikle teşekkürü hakediyor. Çeviri yaparken büyük bir emek verdiği belli. Bence çeviriyle beraber gelen sadeleştirmeler suç sayılmalı neyse ki yerinde çeviri yapan emektarlarımız var :))
184 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Yazara saygısızlık etmek istemem ama resmen ıkınarak okuyorum kitabı... nerede şizofrenlik nerede gerçeklik anlamış değilim bazı yerlerde çok sıkmışsın be üstad... herkeste aynı etki olmayacaktır muhakkak ama son 50 sayfadayım 1 haftada çıkamadın elimden eyyyy kitap!!
175 syf.
·6/10
Kitap Yorumu//49 Numaralı Parçanın Nidası- Thomas Pynchon
.
Kitap TIME'ın 1923-2005 arası en iyi İngilizce 1000 Roman listesinde yer alıyor. Toplumsal karışıklıklar, Amerikan'ın iç siyasi yapısı, eleştiri, halüsinasyon, kişilik yapıları. Uyuşturucu kültürü, Vietnam Savaşı, John F. Kennedy ve Martin Lurher King cinayetleri, kadın hakları mücadelesi. Her şey var kitapta. Tam bir curcuna aslında. Kitabın kaos ortamı bir bakıma 1960 yılında yazıldığı düşünülürse Amerikan'ın da kaos ortamı. .
.
Kitap kolay okunabilen, akıcı bir kitap değil. İnsanın hem pskolojisni hem gözünü yoruyor. Kitapta karakterimiz Oedipa Maas eski erkek arkadaşı Pierce'nin öldüğünü öğrenir ve kendisini vasisi olarak açıkladığı bir mektup alır. Vasiyeti yerine getirmek için yola çıkan Oedipa 49 numaralı parçanın gizeminin peşine sürüklenir. Pierce'nin pul kolleksiyonu satışa çıkmıştır. Pullar 49 numaralı parça olarak satıştadır ve gizemli biri bu 49 numaralı parçanın peşindedir.
.
Kitap konusu ilginç gelmiş olabilir ama sonu yok kitabın. Ne gizemli adam ortaya çıkıyor ne gizemli parça satılıyor. Havada kalmış son öylece askıda. Kitabın tek başarılı yanı döneminin toplumsal ve siyasi kaosunun etkili şekilde anlatımı. Olay örgüsü tamamen yeşillik olsun diye içine katılmış. Dönem eleştirisi romanı olarak evet, kurgu olarak cıks. Yine çok konuştum neyse ben kaçar ‍️
Olay arasına başka bir şeylerin sokulup durulması bir anda eskiye dönülmesinden dolayı 21. Sayfada bıraktım çünkü bir şey anlamadım konuyu unutup durdum bu yüzden bir süre baştan alıp okumayı düşünmüyorum

Yazarın biyografisi

Adı:
Thomas Pynchon
Unvan:
Amerikalı Romancı Öykü Yazarı
Doğum:
New York, 8 Mayıs 1937
Yapıtlarında kara mizahla düş dünyasını birleştirerek modern toplumlardaki insanın yabancılaşmasını betimlemiştir.

1958’de Cornell Üniversitesi İngilizce bölümünü bitirdi. 1963’te ilk romanı V. ile Faulkner Vakfı Ödülü’nü kazandı. Romanda orta yaşlı bir İngilizin, Avrupa tarihinin önemli dönemlerinde çeşitli kılıklarda ortaya çıkan, doğaüstü niteliklere sahip, serüven tutkunu “V.” adındaki kadını arayışı anlatılır. Pynchon, sanayi toplumlarını eleştirdiği sonraki romanı The Crying of Lot 49'da (1966) geleceğin düşsel kapalı toplumlarını betimler. William Dean Howells Madalyası'nı kazanan Gravity’s Rainbow (Yerçekiminin Gökkuşağı) (1973) adlı yapıtı 20. yüzyıl edebiyatının önemli yapıtlarından biridir. II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’sında “Bölge” denilen bir yerde geçen romanda yerçekimi engelini aşacak gizli bir “V-2” roketini arayan çok sayıdaki garip karakterden biri olan Amerikalı bir askerin serüvenleri çerçevesinde, çağdaş dünyada insanın önündeki ikilemler ele alınır. Sonraki romanları Vineland 1990’da, Mason and Dixon (Mason ve Dixon) ise 1997’de yayımlanmıştır. Ulusal Kitap Ödülü’nü kazanan Pynchon’un az sayıdaki öyküsü arasında, teknik dili ve bilimsel mecazları ilk kez geniş ölçüde kullandığı Entropy (Entropi) (1960) ile küçük kasaba insanındaki bağnazlığı ve ırkçı eğilimleri işlediği The Secret Integration (Gizli Bütünleşme) (1964) sayılabilir. Bu son öykü Slow Learner (Yavaş Öğrenen) (1984) adlı kitabı içinde yer alır.

Hiç fotoğraf çektirmeyen, basın mensuplarından ısrarla kaçan Pynchon’un kişiliği, bugün Amerikan medyasında bir efsane halini almıştır.

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 49 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 116 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.