Kimseyi gerçekçi olmaya çağırma.
Çünkü bunalan insanların, yalan bile olsa bir umuda sığınma ihtiyaçları, gerçeği söyleyenlerden nefret etmesine yol açıyordu.
Yasak tanımaz rüzgar
Zincir vurulamaz martıya
Ve insan kalbine
“Yasak tanımaz rüzgar”: Doğanın ve özgürlüğün simgesidir rüzgar. Ne kadar engellenmek istenirse istensin, geçit bulur, girer. Doğal ve durdurulamaz bir güçtür.
“Zincir vurulamaz martıya”: Martı, özellikle edebiyatta özgürlüğün ve başıboş dolaşmanın simgesidir. Onu kafese kapatmak, özünü inkâr etmektir.
“Ve insan kalbine”: En çarpıcı kısmı budur. Kalp, yani duygu, irade ve inanç… Hiçbir otorite bir insanın kalbini zorla ele geçiremez.
Rüzgar gibi, martı gibi ve insan kalbi gibi varlıklar, özlerinde özgürdür; ne doğa zincire gelir, ne de insanın iç dünyası tamamen kontrol altına alınabilir.
Son olarak Puşkin’in özgürlük şiirinde geçen bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum:
Sözcüklerim gür sesle haykırır:
Özgürlük! Sana taparım ben.
Zira bizi anlayanlar içimizde bir şeyi esir ederler.
Bu cümlede Halil Cibran, derin bir gerçeği fısıldıyor bize: Anlaşılmak bir özgürlük değil, çoğu zaman bir tutsaklıktır.
Biri bizi tam anlamıyla kavradığında, artık içimizdeki o en özel, en özgür alan da başkalarının bakışına açılır.
O an, sadece bizde var olan bir şey başkasının gölgesine düşer.
Anlaşıldıkça gizemimizi, yalnızlığımızı ve bir parça özgürlüğümüzü kaybederiz.
Cibran’ın bu sözü, insanın kendi iç âlemine sahip çıkma çabasını sessiz bir isyan gibi dile getiriyor.
Kimi zaman anlaşılmamak, özgür kalmaktır.