Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil. Onlar hayatın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızları. Onlar sizin sayenizde gelir ama sizden değildir. Sizinle birlikte olsalar da size ait değildir. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil… zira kendi düşünceleri var onların.
Aile, bir bireyin ilk sosyal çevresidir ve bu çevrede edinilen deneyimler, kişinin kişilik gelişimi, değer yargıları ve dünyaya bakış açısı üzerinde belirleyici bir rol oynar. Ebeveynlerin çocukları üzerindeki etkisi yalnızca sevgi, bakım ve rehberlikle sınırlı kalmaz; aynı zamanda onların kimliklerini şekillendirme yönünde güçlü bir etkisi de vardır. Ancak bu etki, kontrol etme arzusuyla birleştiğinde, çocuğun bireysel gelişimini ve özgür düşünebilme kapasitesini ciddi şekilde kısıtlayabilir.
Bazı ebeveynler, çocuklarını kendi inançları, değerleri ve yaşam tarzlarına göre şekillendirmeye çalışır. Bu durum, çoğunlukla “ben yaşadım, o yaşamasın” ya da “doğruyu ben bilirim” düşüncesinden kaynaklanır. Ebeveyn, kendi doğrularını evrensel doğrular olarak kabul eder ve çocuğun da aynı düşünce sistemine sahip olmasını bekler. Bu yaklaşım, çocukta iki temel etki yaratabilir: ya kendi fikirlerini bastırarak uyum sağlayan, sorgulamaktan çekinen bir birey ya da çatışmalarla büyüyen ve aidiyet duygusunu zedeleyen bir kişilik.
Çocuklar, kendi düşüncelerini oluşturma, sorgulama ve hata yaparak öğrenme hakkına sahiptir. Ebeveynin görevi, çocuğa bir rota çizmek değil; ona haritayı verip kendi yolunu bulmasına destek olmaktır. Ancak baskıcı bir ebeveyn tutumu, çocuğun kendine güvenini zedeler ve onun bağımsız bir birey olmasını engeller. Bu da ilerleyen yaşlarda, karar alma becerisi zayıf, sürekli onay arayan ya da kendini gerçekleştiremeyen bireyler ortaya çıkarabilir.