Zaten çok yorgundum uzun zamandır. Sık sık başım ağrıyor, üşüme nöbetleri geliyordu, son zamanlarda ise göbeğim neredeyse hamileliğinin 8 ayında bir kadının karnına dönmüş, saçlarım da iyice dökülmüştü. Yurt dışından Fissinger adında bir uzman doktor getirmişlerdi. İşte bu Fissinger gözümün tam içine bakarak bana ne demişti biliyor musunuz? Sizin büyük bir kumandan olduğunuzu bütün dünya biliyor ama şu andan itibaren komuta bende! Ben ne dersem onu yapacaksınız, demişti ve bana bağdaş kurmayı dahi yasaklayıp 3 ay boyunca yatağında sırt üstü, dümdüz uzanmamı emretmişti.
Üstelik bir yudum içki ve tek bir sigarayı bile yasaklayarak. Karaciğerim ancak bu şekilde iyileşirmiş. Hatay meselesi Lozan'da sonuca bağlayamadığımız konulardan biriydi, doktorun emrine uyacaktım ama memleket için benim sağlığımdan daha önemli, hatta acil müdahale gerektiren bu durum zuhur etti. Böyle söylediğimde Kılıç Ali kızıyor, "Sizden önemli ne olabilir ki bu memleket için?" diye soruyor. Ben de ona, "Benim naciz vücudum bir gün er veya geç toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet baki kalacaktır. Hatay, Türkiye Cumhuriyeti'nin meselesidir. Benden elbette daha önemlidir," diyorum.
Şimdi şu yatakta yatarken bütün bunları niye yaptım, diye düşünüyorum; Mustafa Kemal'i, Atatürk'e beğendirmek için mi, Atatürk'ü Mustafa Kemal'e bağışlatmak için mi?
Çünkü marifetlerimin yanı sıra kabahatlerim de çoktur benim.
Sigara ve kahve vazgeçemediklerimdir mesela.
Hayatım boyunca gül gibi geçinip gittik sigara, kahve ve ben.