Herkese merhabalar. Bugün bahsedeceğim kitaplardan birisi Dorian Gray'in Portresi.
Bu kitabı okumaya başladığınız ilk sayfalarda şöyle demeniz mümkün: "E bu adam gay. E bu ressam da gay gibi davranıyor. Neler oluyor ya?" Çünkü bizzat ben de ilk yirmi sayfada sürekli böyle düşünüyordum. Kitap yazıldığında da eleştirmenlerin böyle düşünmesi ve bu kitabın Oscar Wilde'ın davasında aleyhine kanıt olarak sunulması böyle düşünmenin normal olduğunu gösteriyor ama rahat olabilirsiniz, eşcinsellik yok.
Kitabımız o zamanlar henüz yirmilerinin başında olan Dorian Gray'in, ressamımız Basıl Hallward tarafından o meşhur portresi çizilirken Lord Henry ile tanışması ile başlıyor diyebiliriz. Portresi bittikten sonra Hallward'dan git gide uzaklaşan Dorian, Lord Henry ile yakınlaşmaya başlıyor ve çok yakın arkadaş oluyorlar. Tabii bu arkadaşlık ne yazık ki Dorian'ın zararına oluyor. Lord Henry'nin verdiği bir kitap yüzünden Dorian günah işlemeye meyilli olmaya başlıyor ve kitabın ana konusunu oluşturan şu cümleyi kuruyor: Keşke ben her zaman genç ve güzel kalsam, aldığım tüm bu yaşı tablodaki kişi alsa. Buradan sonrası spoiler olduğu için devamını ne yazık ki anlatamayacağım.
Gelelim benim kişisel görüşüme... Bir liseli olarak bu eseri ne kadar iyi yargılayabilirim bilmiyorum ama ben gerçekten beğendim. Dorian Gray'in Portresi; günahların ne kadar cezbedici olabileceğini, arkadaş seçimlerinin hayatını kurtarabilecek veya tamamen karartabileceğini, insana günahlarını kimsenin bilmemesi şansı verildiğinde ne kadar korkutucu ve iğrenç davranışlar sergileyebileceğini gösteren bir baş yapıt oldu benim için. Herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Umarım okuyacak kişilere eleştirimin faydası olur <3