Arthur Conan Doyle’un bu derlemesi, Sherlock Holmes efsanesinin sadece bir dedektiflik hikâyesi olmadığını, aynı zamanda insan doğasının en kuytu köşelerine tutulmuş bir fener olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Kitaptaki her bir bölüm; sadakatten ihanete, politik dehadan kişisel trajedilere kadar geniş bir atlas sunuyor.
Holmes’un olaylara yaklaşımındaki o meşhur "mikroskobik titizlik", bu öykülerde de kendini hissettiriyor. Gözden kaçan bir detayın nasıl koca bir hayatın seyrini değiştirdiğini izlemek, detaylara kıymet veren her okur için eşsiz bir deneyim. Hikâyelerdeki o puslu atmosfer ve karakterlerin içine düştüğü çaresizlikler, polisiye bir kurgunun ötesine geçip sarsıcı birer insanlık dramına dönüşüyor.
Zekânın rasyonalizmi ile hayatın öngörülemez trajedisi arasındaki o ince çizgide yürümek isteyenler için bu "son görevler", bir veda değil, aksine zamansız bir başucu eseri niteliğinde. Mantığın sessiz gücünü ve ayrıntıların gizli dilini seven tüm kalem arkadaşlarıma öneririm.