Denizi anlamak için sadece dalgaları değil, altındaki sessizliği de duymak gerekir. Mekatroniğin çarkları arasında daktilomun sesini arıyor; metinlerimde olayları değil, ruhtan kalan kuytu köşeleri anlatıyorum.
Yazar
Denizcilik lisesi birinciliğinden kelimelerin titiz işçiliğine... Yazı rotam; Karamürsel sabahlarında ve 750 numaralı otobüsün buğulu camlarında başladı.
— Senin için "ev" neresi İzel? Sadece bu dört duvar mı, yoksa o rıhtımdaki 4 numaralı dock mu?
Duraksadı. Bakışları pencereden sızan liman ışıklarına kaydı.
— Ev, senin olduğun koordinattır Berkay. Sen okyanusun ortasındayken, benim evim bu kanepenin üzerindeki o boşluktu. Ama şu an...
Şu an ev, senin bu okyanus kokan omzun.
"Bir gemi batarsa, bunun sebebi ya fırtınadır ya da kaptanın hatası. Peki, bir ruh sessizce batarsa? Hiçbir fırtına kopmadan, hiçbir hata yapılmadan, sadece...
'Lüzumsuzluk' hissiyle derinlere gömülürse?"
"İnsanlar birbirlerini çok az tanırlar. Gördükleri tek şey, birbirlerine giydirdikleri o eğreti rollerdir. Bir ruh, ancak kendisine benzeyen bir sürgünle karşılaştığında aynadaki aksini tanır. Diğer her şey, sadece lüzumsuz bir kalabalıktır."