Hayır, şehrin ulaşilmaz bir koşesine saklanp kendi kendisini
bütūn insanlıktan sūrgūn etmesinin nedeni, tabii ki, bambaşkaydı:
Doğduğundan beri başının çevresini bir uğursuzluk halesi gibi
saran amansız yalnızlık duygusundan, insanlara sokulamama
hastalığından kurtulamayacağını anlamıştı artık; hastalığa kendini
bırakıveren çaresiz hasta gibi, kim bilir hangi ücra odada, kaçamayacağı umutsuz bir yalnızlığın kollarına kendini tevekkülle bırakmıştı.
Dünyanın en uzun hüznü yağıyor
Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne
Kar yağıyor ve sen gidiyorsun
Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun
Belki bulmaya gidiyorsun kaybettiğimiz
insan ve tabiat çağını
Dön bana ve dinle
Kuşlar uçuşuyor içimde
Loş bir keman solosu gibi
Kuşların uçuştuğunu
Dön bana ve dinle "
Erdem Beyazıt
Onlar da, benim gibi, bizler
gibi, içlerine rastlantıyla düştükleri belirsiz bir varoluşun anlamını
cennette kalmış kadar uzak bir geçmişte bir gùn sanki keşfetmişler, ama sonra unutmuşlardı bu sihirli anlamı. Unuttuğumuz bu hatıra
için acı çekiyorduk; belimiz bükülmüştü, ama gene de kendimiz
olmakta direniyorduk!