Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
.
.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış
Kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelime ile birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yanlızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.
"Öyle akılsızlar ki; bir kimseden küçük, değersiz, yerine konabilir bir şey aldılar mı, kendilerini borçlu hissederler de, karşılığı verilmeyecek tek şeyi, yani zamanı aldıklarında borçlu saymazlar kendilerini."