Perseus, benim yeraltı dünyasına geçiş karşılığında kellemi ona sunduğunda Athena’nın onunla ne yaptığını merak ediyorsunuzdur. Ben aslında onu dart tahtası veya kum torbası olarak kullanmasını beklerdim fakat o oldukça beklenmedik bir şey yaptı. Demirci tanrı Hephaistos’a gidip onu, onun sahip olduğu en ünlü kalkanı olarak tarihe yazdıracak kudretli bir kalkana dönüştürecek şekilde dövdürttü.
“Kharon, eski dostum, seni yeniden görmek ne güzel.” Hermes son ruhu da kenara iterken bir ışık demeti savurdu. Khron başını yavaşça kaldırdı, yerlerinde gözleri olması gereken karanlık tüneller sanırım Hermès‘e bakıyor olmalıydı. (…) onu gördüğünde Khron kaskatı kesildi.
“Hermes.” Gıcırdayan nefesiyle soludu, iç organlarının tümü paslanmış gibiydi.
“İyi görünüyorsun! Birazcık kilo mu verdin sen? Kürek çekmekten olsa gerek!
Sayfa 164 - Kharon (ölülerin kayıkçısı) ve haberci tanrı Hermes
“Üstelik tarihin beni insanlıktan çıkmış bir canavar olarak hatırlamaya seçtiğine inanıyorum, ki bu öykümü daha münasip kıldı. Kırılgan ataerki, erkekleri öldürebilen ve kendi kararlarını verebilen bir kadın canavarı kabul edemezdi. Haddinden fazla ürkütücü olurdu, değil mi?”
O anı düşünmek, benim için şimdi bile zor. Kırık bir parçam yamuk kaynamış gibi sonsuza dek acı verecek. Ancak canım yansa da, bu hatırayı dünyadaki hiçbir şeye değişmem. Kafamın içinde onu defalarca kez tekrar yaşadım. O ufak zaman dilimi, o minicik mükemmeliyet anı, tümüyle kendime sakladığım... Bunu kimse ellerimden alamaz, içime sıkıştırıp, her şeyden sakınıyorum ki geçmişimin karanlığı ona bulaşmasın. Sahip olduğum tek avuntum. Acı tatlı.