Kapının önünde nefeslenirken, gözlerini kapattı ve elinin eline değdiği o ilk anda hissettiği duyguyu düşündü. İrkildi. Bedenindeki tüm tüyler de irkilmişti. Bu ilkti. İlk defa birini... bir erkeği merak etmişti. Burada ne işi vardı? Çatıda ne arıyordu? Hem de Ayşe ile nasıl mahsur kalmıştı? Yoksa burada mı oturuyordu? Bakışındaki tanıdıklık, ifade ne kadar anlamlıydı? Gözleri... elleri...sesi... ne kadar anlamlıydı... başkasının bedeninde anlam bulmak sarsıcıydı.
Sağ parmaklarını aniden Orhan’ın gırtlağına kilitlemesi ve aynı anda karnına dizi ile sert bir tekme indirmesi, iki büklüm olmuş öğüren çocuğun ensesine dirseği ile vurması... binlerce yılın baskısında nihayet gelişmiş kadınlığın tepkisiydi, yani onunki de sadece bir refleksti. Kadınlığı köleleştiren her fikre, her harekete, herkese, her şeye karşı verilen savaş, bu topraklarda zaten verilmişti ve nihayet zafer gelmişti.
Açlığını çektikleri bu bir parça sevgi uğruna başkalarının yaşamlarını yönetmelerine izin veriyorlar. Bırakıyorlar başkaları onlara ne yapacaklarını, ne yapmamaları gerektiğini, nasıl davranacaklarını, giyineceklerini, neye inanacaklarını, neye inanmayacaklarını söylesin. “Eğer şöyle davranırsan seni severim. Yaşamının dizginlerini elime verirsen severim seni. Yalnızca bana iyi davranırsan severim. Davranmazsan unut sevilmeyi.”